|
TÜRKİYE'DE ve DÜNYADA YERLİSİNDEN |
|||
|
Yazan: Fuat Süreyya ORAL |
|||
|
Haydar Paşa / Ali Paşa Kemankeş / Halil Hamid Paşa / Ali Paşa Seyid / Hüseyin Avni Paşa / Süleyman Demirel / 7. Başbakan |
|||
|
|
Haydar Paşa | ||
| Doğum yeri | : ISPARTA - Gelendost | ||
| Doğum tarihi | : 1512 | ||
| Görevi | : Sadrazam ve Pâdişâh vekili | ||
| Görev süresi | : Sadrâzam Rüstem Paşa ve Kanunî Sultan Süleyman'a zaman zaman. | ||
| Ölümü | : 18 Ağustos 1595 | ||
| Ölüm türü | : Şahadet (Cephe'de) | ||
| Anılan adı | : Koca | ||
|
KİMLİĞİ : Haydar Paşa, 16. Yüzyıl başlarında, o zamanlar Hamidabâd Sancak'ı adı verilen Isparta İli'nin Gelendost köyünde 1512 yılında doğmuştur. Öteden beri var oldukları bilinen «Hürzat oğulları» ailesinden Mehmet Ağa'nın oğludur. Haydar Paşa, çocukluğu boyunca, 18-20 yaşına kadar, köyünde ilköğrenim görmüş, Eğirdir ve Akşehir Medreselerinden diploma almış, babasının isteği ile o zaman İstanbul’da kurulan «Mimar Ağa Ocağı» na yazılmış, biraz sonra da Osmanlı Ordusu'nun ihtiyacı olan Mimar-Mühendis ile Tabya Subayları yetiştiren «Darüssınai Odası»na girmiş ve yüksek zekâ ve çalışkanlık göstererek «Mimar Ağa Yardımcılığı» rütbesiyle «Darüssınai Kalfa'sı» olmuştur. Yavuz Sultan SELÎM döneminde, genç yaşında, yaşıtları arasında üstün zekâ ve çalışkanlığıyla Padişâh'ın ve Lala'sı Kasım Paşa ile «Kapudan-ı Derya» Piri Paşa (Piri Reis)'in dikkatini çeken Hürzat oğlu Haydar bey, «Kalfa Paşa» adı ile anılmaya başlamış, İstanbul-Haliç'teki Kasımpaşa semtinde ilk Türk tersanesini kurmaya memur edilmiştir. Bu başarısından sonra, Hadım Süleyman Paşa ile beraber Cidde'ye giderek, Türk Donanma Üssü'nü kurmuştur. KANUNÎ SULTAN SÜLEYMAN döneminde: Haydar Paşa, Osmanlı Ordusu'nun en seçkin Mimar- Mühendis Tabya Subayı olarak bütün kara ve deniz savaşlarında imparatorluk ülkesinin her yanında görev almış, yararlıklar göstermiş, 1548 de Kanuni'nin İran, 1551'de Transilvanya seferlerine katılmış, Tameşvar kuşatmasına, Segetin baskınına katılmıştır. Bütün bu seferlerde gösterdiği üstün başarı başta Kanuni Sultan Süleyman, Rumeli Beylerbeği Mehmet, Anadolu Beylerbeği Rüstem, Kaptanı Derya Barbaros Hayrettin Paşalar ve Kasım ve Sokullu Mehmet Paşalar gibi Sadrazamlar tarafından görülmemiş takdirle karşılanmış ve rütbesi o tarihe kadar Ordu'da görülmemiş (üç tuğ'lu) vezirliğe kavuşturulmuştur. Kanuni'nin oğullan Şehzadeler arasında başgösteren saltanat kavgaları dolayısıyla, bir ara, haksız iftiraya uğrayan Sadrazam Rüstem Paşa ile birlikte azledilmiş olan, devletin bu 3. adamı durumundaki Haydar Paşa, Rüstem Paşanın ikinci Sadrazamlığı sırasında, 1555 de, Devletin Dışişlerini tedvire memur edilmiş, o yıl içinde İranlılarla Osmanlı'lar arasındaki barış görüşmelerine devlet adına başkanlık yapmıştır. Fransızca, Arapça, Farsça, Rumca ve bazı Slav dilleriyle Macarca bilgisi dolayısıyla yine o yıl sonuna doğru İstanbul'a gelen bir Macar heyeti ile Sultan Süleyman ve Sadrazam Rüstem Paşa'ya vekâleten görüşmeler yapmağa yetkili kılındı. Bu arada, Macaristan seferlerine Başkumandan yardımcısı (yine Padişah'a vekâleten) ve ordu kumandanlıklarında bulundu. Bir çok şehir ve kalelerin alınmasında yararlıklar gösterdi. Sokullu Mehmet Paşa'nın sadrazamlığı döneminde Kanuni, Sigetvar üzerine açtığı son seferinde, 1556 da, kuşatma sıralarında, savaş alanındaki çadırında öldüğü zaman, durumu Haydar Paşa, büyük bir maharetle idare etmiş, orduda bir panik çıkmasını önlemişti. SULTAN 2. SELİM döneminde :
Anadolu'da yol, sulama, köprü, konak yeri, kışla, bataklık kurutma gibi çalışmaları zamanına göre en ileri bir anlayışla programlamış, uygulamaya koymuştur. Sonradan adı verilen, Anadolu-Bağdat karayolu başlangıcı Haydarpaşa mevkii, Haydarpaşa Hastahanesi (Numune Hastahanesi) Haydar Paşa semti ve Selimiye Kışlası planlaması hep Haydar Paşa tarafından yapılmıştır. Yine bu arada, kendi memleketi olan Isparta'nın ve Göller Bölgesinin en büyük gölü olan Eğirdir gölünün iki ayağı 1. ve 2. Kovada'nın meydana getirdiği bataklıkların kurutulması ve suyunun Antalya'dan denize karışan Aksu'ya dökülmesi için 1567'den itibaren çalışmalara başlanmıştır. 1570'li yıllarda, Arabistan'ın henüz ele geçirilememiş topraklan ile Akdeniz'in en büyük adası Kıbrıs'a başlayan seferlerde hazır bulunan Haydar Paşa, 1592'de Tunus Beylerbeği'liğine getirilmiş, Tunus'u ele geçirmek isteyen Venedik-İspanyol kuvvetlerini (Halkul-Vâd) zaferiyle yenmiştir. Dillere destan bu zaferden sonra Cezayir Beylerbeğliği de kendisine bağlanmıştır. O yıl Sultan Selim'in ölümü üzerine tahta çıkan Sultan 3. Murat da imparatorluk topraklarının korunmasına ve yeni seferlere önem verdi ve Haydar Paşa'yı yeni kuvvet ve kumandanlarla daima destekledi. Afrika'nın Akdeniz kıyısındaki, Türkler elindeki topraklan ele geçirmeğe çalışan Portekizlilerle uzun savaşlar veren Haydar Paşa, Fas ülkesini savundu ve 1578'de »Üst Vadi sahili» savaşını kazandı ve bu defa da Tunus-Fas-Cezayir Beylerbeyliği (Koca) unvanını aldı. 1579'da, Osmanlı Devleti'nin en büyük vezirlerinden Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'nın ölümünden sonra, devlet idaresinde bir kargaşa ve sınır kumandanlarının yerine keyfi tâyinler başladı. Sıradan vezirler iş başına gelip gittiler. Millet ve memleket için düşünme ve çalışmanın değeri kalmadı. Koca Haydar Paşa'yı da geri çağırıp, Sivas Beylerbeyliğine getirdiler. 1583'de Kafkas sınırında İran Safevî kuvvetleriyle çıkan savaşa yine kurtarıcı olarak Haydar Paşa çağırıldı. «Meş'ale cengi» ve Baku şehrinin alınışında çok büyük yararlıklar gösterdi. İki yıl sonra, İran ordusunun Van üzerine yürümeleriyle başlayan savaşı da kazandı ve Tebriz'in alınmasını sağladı. 1588'de Doğu Orduları kumandanı olarak Azerbaycan'ın Karabağ bölgesi Gence vilâyetini imparatorluk topraklarına kattı. 1592'de, Rusya'nın körüklemesiyle Osmanlı Avrupa'sı sınırlarındaki irili ufaklı ayaklanmalar başlamıştı. Devlet merkezinde ise makam kavgaları sürüp gidiyordu. 1595 yılı başında Sultan 3. Murat ölmüş, yerine 3. Mehmet Pâdişâh olmuştu. SULTAN 3. MEHMET döneminde :
Haydar Paşa İstanbul'a geldikten sonra, son gücü ile şehrin onarım işlerine başladı. Yeni yeni plânlar hazırladı. Kadıköy ve Aksaray semtlerinde hastahaneler inşaatına başlandı. Ayni yıl içinde açılan Eflak-Romanya seferine başkumandan tayin edilen Sinan Paşa'ya yardımcı olarak katıldı. 83 yaşında bulunan Haydar Paşa bu göreve, hiç kuşkusuz Pâdişâh'ın gözcüsü olarak getirilmiş bulunuyordu. Ordu, Tuna nehri önlerine geldiği zaman, Haydar Paşa'nın yerinde plânı ile derhal köprü inşa edildi ve bu tek geçitten geçilerek Bükreş önlerine varıldı. Savaş yeri plânını da hazırladı, fakat Sinan Paşa buna karşı çıktı ve yanlış yer seçimi dolayısıyla ordunun hareketinin ağırlaşmasına sebep oldu. Bu yanlış tabya taktiği yüzünden boğaz içinde ve tek köprülü geçitte savaşılmak zorunda kalındı. Bunda ancak, Haydar Paşanın üstün kumandanlığı niteliğiyle başarıya ulaşıldı ve Bükreş önlerine gelindiğinde, tam Bükreş köprüsünü geçmeğe hazırlanırken, yakınına düşen bir düşman güllesinin şarapneli ile başından yaralanarak şehit oldu. Milletimizin en büyük bilgin, diplomat kumandanlarından olan Koca Haydar Paşa'nın beklenilmeyen bu ölümü karşısında Pâdişâh 3. Mehmet büyük acıya kapıldı ve Saray'da üç gün yas ilân etti. Türk askerlik tarihi'nin bilgin-diplomat-kahraman ve daima muzaffer, 60 yıllık devlet adamlığında dönemlerini yaşadığı 4 Pâdişah'ın da tam güvenini sağlamış Koca Haydar Paşa da, imparatorluğun sınırlarında mezarı meçhul kalmış nice şehitlerimizden biridir.
|
|||
|
|
Ali Paşa | ||
| Doğum yeri | : ISPARTA - Eğirdir | ||
| Doğum tarihi | : Bilinemiyor | ||
| Görevi | : Sadrâzam | ||
| Görev süresi | : 7 ay - 4 gün | ||
| Ölümü | : 3 Nisan 1624 | ||
| Ölüm türü | : İdam | ||
| Anılan adı | : Kemankeş - Kara | ||
|
KİMLİĞİ: Hamidi, Hamid'e mensup, Hamid'li demek. Tarihimizde : Hamid-Hamidi-Hamidâbat-Hamideli deyimleri hep «Hamidoğulları Beyliğinden sonra bu Beyliği hatırlatır. Bilindiği üzere, Hamidoğulları Beyliği'nin yurt yeri Isparta-Burdur-Antalya ve merkezi de Eğirdir'dir. Bir ara «Felekâbât»de denilen Eğirdir'in Sancağı Isparta'dır. Ali Paşa bu bakımdan Ispartalı-Eğirdirli sayılmaktadır. Ali Paşa'nın Hamidoğulları'ndan olup olmadığı hakkında da kesin bir belge yoktur. Aslı elimizde bulunan «Emsa-üt tevarih» adlı eserde, Ali Paşa'nın memleketinin Eğirdir olduğu kaydına göre; Ali Paşa küçük yaşta İstanbul'a gitmiştir. Saray'a nasıl alındığı, Enderun' da nasıl yetiştiği, Silâhdarlık ve Vezirliğe hangi bir destekle veya hizmetle yükseldiği hakkında, tarihlerdeki ortak bilgiye rağmen, kişiliği üstüne bilgiler çok değişiktir. Daha ilk Valiliğinde -adam öldürtmek-, -rüşvet yemek- gibi huylarının belirdiğinden söz edilir. Bu yüzden Bağdat Valiliği'ne atandığının yılı dolmadan görevden alındığı, bunun için İstanbul'a dönmekten çekindiği, Kayseri'de yerleştiği anlatılır. Acımasız ve yeyiciliği ile 1. Ahmet döneminde -Kara- adını alan Ali Paşanın bu kadar anılan bir adı da -Kemankeş- olup, bunun yetişme çağında çok iyi -yay- çekmesinden ileri geldiği belirtilir. Ali Paşa'nın adının, 1. Mustafa'nın 3 ay 4 gün süren ilk Pâdişâh'lığının tahtan indirilişine, bu yüzden 2. Osman'ın 4 yıl süren Saltanatı sırasında kendisini gözlerden ırak tutmaya çalıştığı, ancak l. Mustafa’nın 2. Saltanatı zamanında ortaya çıktığı ve İstanbul'a dönebildiği ileri sürülür. 4. Vezir olarak «Kubbe altı»na girebilen Ali Paşa, 2. defa Sadrâzam olan Merre Hüseyin Paşa'nın Pâdişâh aleyhine oyunlara girişmesinden dolayı asılmasından doğan kargaşadan yararlanmasını bilmiş, içyüzü bugün dahi anlaşılamamış olan bir entrika ile Sadrazam olmuştur. 30 Ağustos 1624'de Sadrâzam olan Ali Paşa, ilk iş olarak, aklı tamam olmayan 1. Mustafa'nın yerine, 11 yaşındaki şehzade IV. Murat'ı taht'a çıkarmış ve tam bağımsız hareket edebilmek için, yeyiciliğini yüzüne söylemek cesaretini gösteren zamanın Şeyh-ül İslâm'ı Yahya Efendi'nin yerine, bilgisi tamam olmayan kayınbabasını bu mevkie getirmek suretiyle imparatorluğun en önemli bu ikinci makamını ele geçirmek istemiş ise de buna muvaffak olamamış fakat, yeni Pâdişâh'ı tahttan indirmeye çalıştığı bahanesiyle Merre Hüseyin Paşa'yı kinine kurban etmiştir. Kendisine rakip gördüğü daha bir çok devlet adamını İstanbul'dan sürüp çıkarmış ve iktidar ihtirasını Sadrazamlığının son gününe kadar sürdürmüştür. Kemankeş Kara Ali Paşa'nın, gerçekliği ancak yazarlarınca savunulabilecek, bu yolda daha bir çok işlem ve eylemleri bulunduğu hakkında uzun uzun yazılmıştır. Ali Paşa'nın rakiplerini yoketme silâhı sanılandan çok şiddetle geri tepmiş ve en yakınları bile onun vücudunun ortadan kaldırılmasında birleşmişlerdir. Ali Paşa'nın Bağdat yöresinde İran ile süren savaşın Osmanlı Ordusu aleyhine döndüğünü ve buna kayıtsız kaldığını ve Bağdat'ın düşüşünü Pâdişâh'tan sakladığı öğrenilince Saray'a çağırılan Sadrazam 3 Nisan 1624 tarihinde idam ettirildi, malları da hazineye alındı. Mezarı, İstanbul'da Atik Ali Paşa Camii avlısındadır.
|
|||
|
|
Halil Hamid Paşa | ||
| Doğum yeri | : ISPARTA | ||
| Doğum tarihi | : 1736 | ||
| Görevi | : Sadrâzam | ||
| Görev süresi | : 31 Aralık 1782-31 Mart 1785 - 2 yıl 3 ay | ||
| Ölümü | : 17 Mayıs 1785 | ||
| Ölüm türü | :
Boğdurularak, (iki mezarlı) Baş : Karacaahmet'te Gövde : Bozcaada'dadır |
||
|
Isparta'nın merkez ilçesi evlâtlarından, milletimize en yüceden hizmet veren, Halil Hamid Paşa'nın torunları olarak soyunu sürdürenleri bulmak için araştırmalarımı yoğunlaştırdığım, 1969 Nisan ayı içinde, Ankara'da Petrol Ofisi Genel Müdürlüğünde görevli hemşehrilerimden Doğan Öke ve Mustafa Coşkun ile söyleşim sırasında kendilerinden, Halil Hamid Paşa ahfadından Dr. Asaf Derviş Paşa oğlu Celâl Derviş Bökey'in bulunduğunu öğrenmiş ve kendisinden ecdadı hakkında en geniş bilgiyi alabileceğim Dr. İlhamı Masar'ın adresini almıştım. Birinci elden bilgi ricamı lütfen kabul buyurup gönderdikleri «Ceddim Halil Hamid Paşa» başlıklı pek değerli yazılarını, Isparta İli Kalkındırma Derneği'mizin yayın organı «Yeni Ün» dergisinde yayınlamıştım. 1969 tarih ve 39 sayılı Yeni Ün dergisinde aynen yayınladığım bu yazıyı, müsaadeleriyle buraya da aynen alıyorum : l - ISPARTA Bizanslılar zamanında ve Alparslan'ın Anadolu'yu istilâ etmesinden evvel Bizans topraklarına giren Türk kavimleri, Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. Bunlardan bazılarının Isparta’da iskân edilmiş olmaları varittir, çünkü; Yoz Anastas (Anatas Yos) isimli Ispartalı Türk bir kumandan, milâdi 774 senesinde Anadolu'yu istilâ eden Harun Reşid'in bir ordusunu mağlûp etmiştir. Haçlılar istilâsı zarfında Isparta'nın defalarca Selçuklu ve Haçlılar-Bizanslılar arasında el değiştirdiği ve çok zarar gördüğü anlaşılıyor. Herhalde on üçüncü asır başında Haçlılardan yaka silken şehir ahalisinin, Türkçe konuşan bir çok Anadolu şehirleri gibi, İslâmiyeti kabul etmiş olması muhtemeldir. 18 inci asırda Isparta’da tesadüf edilen Rum aileler, aslen Ispartalı olmayıp sonradan sahildeki Rum şehirlerinden gelme idiler. Bu meyanda Isparta'ya Osmanlılar tarafından bir miktar da Kafkasyalı muhacir getirilmiştir. 2 - HALİL HAMİT PAŞANIN
KİŞİLİĞİ İstanbul’a avdet ettikten sonra Osmanlı devleti için pek fena şartlan haiz olan ve Rus hegemonyasının başlangıcını teşkil eden Küçük Kaynarca (1774) muahedesinin akdine şahit olmuştur. Kendisi gerek Reisülküttap (Dışişleri Bakanı), gerekse Sadaret kethüdalığı (Başvekil muavini) vazifelerini ifa ettiği seneler zarfında yeni bir harbin önüne geçmek için elinden geleni yapmıştır. Sadrazamlığı esnasında Rus Generali Potemkin, Kırıma saldırdığı zaman da, devleti büsbütün bir felâkete sürükleyecek olan bir harpden kaçınılması hakkında padişahı ikna etmiştir. Fakat aynı zamanda askeri kuvveti artırmak için her şeyi yapmıştır. Bilâhare, gerek Avusturyalılar ve gerekse Ruslar aleyhine acılan seferler bir hezimetle neticelenmemiş ve Devlet için müsait şartlan haiz olan Yaş sulh muahedesi (1792) de akdedilebilmiştir. Halil Hamit Paşa 1782 Yılında Sadrazam olmuştur. Tarihçi Tülbentçi, ceddimi metheder ve Bakanlık ve sadrazamlık yaptığı uzun seneler esnasında yaptığı hizmetleri saymakla bitiremez. Bu hizmetleri şöyle
sıralayabiliriz : 3 — Ceddimin idamının
sebepleri İdamının sebepleri şöyle
özetlenebilir Ceddim hakkında bir kitap neşretmiş olan tarihçi İ. H. Uzun-çarşılı, idam hakkında şunları yazmıştır :«Bu idam devlet için çok zararlı olmuştur. Bir asker olan yeni Sadrazam Hasan Paşa, devlet idaresinde aynı kabiliyeti göstermemiştir. Her şey altüst olmuştur. Padişah da vicdan azabı içinde ölmüştür.» Yeni Padişah büyük insan, üçüncü Selim tahta geçtikten sonra, başlanılan yenilikleri azimle takibetmiş, fakat o da 1806 senesinde bir Yeniçeri isyanı sonunda hayatını kaybetmiştir. Disiplini tamamen kaybeden Yeniçeri Ocağının ortadan kaldırılması sultan ikinci Mahmud'a nasip olmuştur. 4 — Halil Hamit Paşanın
idamı Ceddim Arif efendi babasının bu vasiyeti üzerine ilmiye mesleğine intisap etmiş ve Reisül ulemalığa yükselmiştir. Yeni padişah, üçüncü Selim, Halil Hamidin hatınna hürmeten Arif efendiyi himaye edermiş. Arif efendiyi takiben bana kadar gelen beş kuşakda da siyasetle uğraşan olmamıştır. İşittiğime göre, Halil Hamid'in diğer çocukları Nurullah paşa ve Ubeyde, Fatma, Zeynep hanımların ahfadı arasında da bu adet carı imiş. Paşa idam edildikten sonra, vücudu, Bozcaadada defnolunmuş ve başı Yeniçeri ağalarına gösterilmek üzere, İstanbula getirilmiştir. Başının kabir taşı, Üsküdar da, İbrahim ağa karakolundan, Karacaahmete giden yolun sol tarafında set üstündedir. Bozcaadadaki ikinci kabrin yeri malûm değildir. Halil Hamit paşanın ismi bilinmeyen bir Fransız ressamı tarafından yapılmış karakalem bir resimi mevcuttur. Resim hepimizin salonlarında baş mevkii işgal eder. 5 — Halil Hamit Paşa
Vakfı Paşa hayatında iken parasını hayrat için sarfetmiştir. Vakıfnamesi halâ câridir. O zaman, vakıf varidatı sayesinde oğullan iyi bir tahsil görebilmişlerdir. Ben halâ, senede 100 lira kadar para alırım. Paşanın genç kuşaklara bıraktığı en büyük kıymet kütüphanesidir. İçinde 800'den fazla kıymetli eser vardır. Ben kütüphaneyi iplik pazarındaki eski binasında da, 1940 senesinde nakledildiği Halkevinde de ziyaret ettim ve içindeki bazı kıymetli eserlerin ilk sahifelerinin resmini çektim. Bundan evvel, 1914 zelzelesinden sonra daha yüksek pahada eserlerin İstanbul ve Kayseri kütüphanelerine nakledildiği söylenir. Bunların bir kısmı şimdi Ankara devlet kitaplığında bulunuyormuş. 1940 senesinde Ispartadaki en kıymetli kitaplar şunlardı : Tefsiri Ziyaettin Paşanın bıraktığı binalar Isparta'yı mahveden 1914 zelzelesinde yıkılmıştır; zelzeleden sonra şunlar ayakta kalmış bulunuyordu : İplik Pazarı külliyesi
bakiyesi : Külliyede şu binalar
mevcut idi: Karpuz pazarı şadırvanı
: Ceddimin ayakta durmayan gerek Isparta gerekse İstanbul’daki eserlerinden, okuyucularımı sıkmamak için bahsetmeyeceğim. Kütüphanedeki kitapların ilk sahifelerindeki (Ex Libris) çok sanatkârane yapılmıştır. Metin Arapça olduğundan zikretmiyorum. Bu yazı için, Biblografaya
olarak kullandığım bazı eserlerin kısaca ismini veriyorum :
|
|||
|
|
Ali Paşa | ||
| Doğum yeri | : ISPARTA-Uluborlu | ||
| Doğum tarihi | : 1756 | ||
| Görevi | : Sadrâzam | ||
| Görev süresi | : 5 Ocak 1819-21 Nisan 1821 (l yıl-2 ay-24 gün) | ||
| Ölümü | : 1826 | ||
| Ölüm türü | : Eceliyle | ||
| Anılan adı | : Seyid | ||
|
Isparta'nın tarihi ilçelerinden biri olan Uluborlu'nun yetiştirdiği, milletimize en yüceden hizmet veren Sadrazam Seyid Ali Paşa hakkında birinci elden bilgi toplamak üzere gittiğim Uluborlu'da, 6.12.1969 tarihinde, Uluborlu'nun seçkin evlâdı, Emekli öğretmen Said Demirdal ile tanıştım. Hemşehrisi Seyid Ali Paşa hakkında en geniş bilgiye sahip olan ve araştırmasını aynı tarihte yayınlamış bulunduğu «Bütünüyle Uluborlu-Monoğrafi» kitabında verdiği bilgiyi buraya aynen alıyorum : SEYYİT ALÎ PAŞA : Seyyit Ali Paşa, Salih efendi mahallesinin 67 No.lu ev sahibi bulunan (Yeyenağalar) 'ın ceddidir. Hal tercümesini aşağıya yazacağımız memleketçe meşhur Elmas beyin öz dayısıdır. Sülalesince Ali Galip diye anılmaktadır. Seyyit kelimesi, kendisinin kazdırdığı bir yüzük mühürüne, yerli bir mühürcü tarafından ilâve edildiğini, akrabaları tarafından anlatılmaktadır. Seyyit Ali Galip,
çocukluğunda mahalle mektebine gidip hafızlığını bitirmiş ve Selçukilerin
ilk açtığı (Kılıçarslan) medresesinde devam ettiği gibi, atadan kalma bağ,
bahçe, tarla sahibi olduğundan ziraatle ve biraz da ticaretle meşgul
olduktan sonra, kendisini İstanbul'a atmış, daha evvel gidip mevki sahibi
olan akrabaları delaletiyle büyükler meclisine kadar girerek, derece derece
büyüyüp önemli kişiler arasına katılmıştır. Sülâleden aldığımız bilgiye göre
Seyyit Ali Paşanın 1170-1758'da doğup, 1242-1826 yılında İstanbul’da öldüğü
ve Karacaahmet mezarlığına yakın bir yere defnedildiğini öğreniyoruz.
Sicilli Osmani'nin verdiği kayıtlara nazaran Seyyit Ali Paşa şu önemli
vazifelerde bulunmuştur : Devlet hizmetinde çok sadık olduğu anlaşılan Seyyit Ali Paşanın nereli olduğunu Isparta Tarihi müellifi merhum Süleyman Sami'den başkası yazmazlar. Muamileyh, paşanın Uluborlulu olduğunu kaydeder. Biz, acizane bu ciheti sülâlesinden yoklamayı Isparta tarihindeki kaydı gördükten sonra düşündük. Hakikaten Seyyit Ali Paşanın Salihefendi mahallesinde doğduğu gerçeğine vardık. Paşanın tarihlerde (Ispartalı Seyyit Ali Paşa) adıyla kaydedilmesi, o zamanın askeri kayıtlara uyularak kaydedildiği anlaşıldı. O zaman, vilâyetlere, mutasarrıflıklara bağlı bütün şehir, kasaba ve köy halkı, mensup olduğu büyük memleketler üzerine kaydedilirdi. Sülâlesinin ellerinde bulunan kayıtlara göre paşanın Uluborlulu olduğunda şüphe bırakmamaktadır. Seyyit Ali Paşanın 19. asırda devletin mühim ricali arasında görülmesi onun oldukça maharetli bir şahsiyet olduğuna delâlet eder. Paşanın çok önemli kişi olduğunu Tanzimat devrini açanlardan Büyük Mustafa Reşit Paşayı -Kayınbiraderi- pek iyi yetiştirmesinde bulmaktayız. Seyyit Ali Paşa, Mustafa Reşit'in kız kardeşiyle evliydi. Reşit, pek küçük yaşta babasını kaybedince, Eniştesi Seyit Ali Paşa onu yanına aldı, terbiye etti, yetiştirdi. Gittiği valiliklerde, kumandanlıklarda Reşid'i Mühürdar olarak kullanıyordu. Mustafa Reşit az zamanda idari işlerde de gelişti. Tatlı dili, terbiyesi göze çarpıyordu. Mustafa Reşit'in eniştesi
Seyyit Ali Paşa tarafından yetiştirildiğine dair (Cavit Baysu)'nun
(Tanzimat) adlı kitabında şu Kayıtlara rastlıyoruz : Seyyit Ali Paşanın doğru,
fedakâr, sadık olmasına rağmen sedaretten azline sebep şunlar olmuştur : Seyyit Ali Paşa sedarette bir yıl iki ay kaldıktan ve azlinden sonra Gelibolu'ya sürgün edilmiştir. Gelibolu'da çok durmadı. Az sonra, Mora isyanında ve meselelerinde iş göremeyip daima mağlubiyete uğrayan Mora valisi Mehmet beyle Bayram Paşa azledilerek yerine Karaburun muhafızı Seyyit Ali Paşanın gönderilmesi düşünüldü. II. Sultan Mahmut da Seyyit Ali Paşanın hüsnüniyeti ve feragatle iş gördüğüne kanaat getirmiştir. Seyyit Ali Paşa, zengin değildi. Parasız ve borçluydu. Moraya hareket edemedi. Bunu yakından tanıyan Sedaret Kethüdası (Ahmet Erip) efendi itiraz ettiyse de bir iş göremedi. Nihayet Paşaya, samur elbise, murassa bir kılıç, ayrıca 250 bin kuruş harçlık ihsan edildi. Seyyit Ali Paşa bu para ile dairesini tanzim edip delil ve tüfekçi olarak 900 kadar süvari, dairesi halkı ile beraber Karaburun'dan Moraya hareket etti. Hazinedar sıfatıyla Mustafa Reşit Paşa da yanında idi. Seyyit Ali Paşa Mora'da çok sıkıntı çekti. Parasız, şekersiz kaldı. Mustafa Reşit'in İstanbul’dan getirebildiği para ile maiyetini idareye çalıştı. Paşa çok tecrübeli ve temiz kalpli idi. Fakat parasızlık yüzünden maiyetine maaş verilemiyordu. Askerleri isyan ettiler. Kendisine bir çok eziyet yaptılar. Buna vakıf olan sadaret, paşanın memuriyetine devam etmesini uygun bulmadı. Vazifesinden ayırarak ordu emrine verdi. Biraz sonra da kendisine Ankara ve Kengri Sancakları verildi. Daha sonra 1240-1824 tarihinde üzerinden vezirlik rütbesi alındı ve Filibe'de ikameti emrolundu. Fakat az sonra affedilerek Karaman valisi olarak Konya'ya gitti. Burada da azledildi. Paşanın bu son memuriyeti ve azlidir. Paşa, İ00stanbula gelerek Üsküdar’daki çiftliğinde istirahata çekildi. Yaşı yetmişi geçiyordu. Sülâlesinden Reşit beyin verdiği malûmata göre, Paşa yetmiş iki yaşında öldü. Bazı tarihler, 70 yaşında öldüğünü söylerler. Paşa istirahata çekildikten sonra hastalandı. Hastalığı uzun sürdü. Ve nihayet 1242 Hicri yılına tesadüf eden Cemaziyülâhir ayının 2. günü yani Ocak 1827 günü vefat edip, Karacaahmete yakın bir yere defnedildi. Paşanın ölümünde sarraflara, tanıdığı şahıslara bir çok borç bıraktığı anlaşıldı. Oğlu, ulemadan Kadi-ül Kuzat rütbeli (Ahmet Aziz) bey hakkında bilgi verilmiştir. Paşa, sülâlesi itibarıyla tok gözlüdür. Görgüsü yerindedir. Memleketteki (Yeyenağalar) künyesi de mühim bir aileye mensubiyetini ifade eder. Yalnız bu sülâlenin en büyük kusuru müsrif olmalarıdır. Paşanın sülâlesinden bugün İzmir'de şapkacı bulunan (Fikri İrik)'den başka göze görünebilecek kimsesi yoktur. Fikri İrik. paşanın kız kardeşinin oğlu Elmas beyden doğan Aliye hanımın oğludur. Bu sülâlenin kibar, nazik, zevk ve keyfine düşkün, misafirperver, sohbetârâ olduklarını fakat israfa meyâl bulunduklarına memleket şahittir.»
|
|||
|
|
Hüseyin Avni Paşa | ||
| Doğum yeri | : ISPARTA - Gelendost | ||
| Doğum tarihi | : 1820 | ||
| Görevi | : Sadrâzam | ||
| Görev süresi | : 15 Şubat 1874-25 Nisan 1875 (l yıI-2 ay-8 gün) | ||
| Ölümü | : 16 Haziran 1875 (saat : 22.30) | ||
| Ölüm türü | : Suikast (Sağ kolağası Çerkeş Hasan tarafından kurşun ve bıçaklanarak). | ||
|
Hüseyin Avni Paşa, gerek kendisine gelinceye kadar, gerek kendisinden sonra, Cumhuriyetin ilân tarihi 1923 yılına kadar 624 yıl hüküm süren Osmanlı Devleti'nin 292 Sadrâzâm'ı içinde, hakkında ileri geri en çok yazı yazılan bir Sadrâzam'dır. Hiç kuşkusuz, bir sadrâzam da insandır ve her insan gibi kusursuz değildir. Burada söz konusu kusur maddî değil, mânevi olandır. Bu, insanın ruhu veya huyu ile ilgilidir. Hüseyin Avni Paşa'nın ruhu veya huy'u kendine, şahsına, ferdiyetine aittir. Ne var. ki Hüseyin Avni Paşa'nın şahsına ait icratı eleştirilirken; tamamen objektif olan tarih metodu uygulanmak ve tarihçi uslûb ve edebine saygılı olmak gerekirken, bunun daima dışına çıkılarak yorumlamaya ana ve baba da karıştırılmıştır. Bu aşağılayıcı, horlayıcı ve çok defa akıl dışı yorumların müdafaası hiç kuşkusuz yazarlarınca yapılabilir. Burada biz, her hangi bir yoruma meydan bırakmayacağı bakımından, tamamen resmi olan bir araştırma mahsulü incelemeyi sunmakla yetiniyoruz. (Cumhuriyetin 50. Yıl münasebeti ile M.S. Bakanlığı Yayını : Sayfa 56-57'den aynen alınmıştır.) «MÎLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞINDA 150 YIL. HÜSEYİN AVNİ PAŞA» 1820 senesinde Isparta'nın Doğu Karaağaç kazasına bağlı Avşar nahiyesi Gelendost köyünde doğmuştur. Köy halkından Odabaşı Ahmet ağanın oğludur. Ahmet ağa oğlunun okumasını isteyerek kasabanın medresesine verdi. Bu sırada her memleket eşrafından birinin oğlunun Harbiye Mektebine gönderilmesi emir edildi. Ahmet ağanın efendisi kendi çocuklarını göndermemek için. Hüseyin Avni'yi göndertti. Böylece İstanbul'a geldi. Bir müddet Mahmutpaşa medresesinde okudu. Sonra Maçka'daki Harbiye mektebine girdi. 1848'de Erkânı Harp Yüzbaşı olarak mezun oldu. Dört ay sonra Binbaşılığa terfi etti. Bir yıl sonra da Şumnu'ya gönderildi. Rus savaşı başladığı zaman orada bulunuyordu. Kalafattaki istihkâmların inşaasına nezaret ettiği sırada Çatana köyüne inen Rus askerine karşı taarruza geçerek parlak bir zafer kazandı. Bunun üzerine albaylığa yükseltildi. Kısa bir zaman sonra Paşalık rütbesiyle Anadolu Ordusu Erkânı Harp Reisliğine tayin edildi. Burada alınacak müdafaa tertiplerinde İngiliz Vilyams Paşa ile anlaşamadıklarından geri alınıp Kırım'a gönderilen ordunun Erkânı Harp Reisliğine tayin edildi. Barıştan sonra, Doğu hududunu tayin edecek komisyonun başkanlığında bulundu, sonra İstanbul'a döndü. Karadağ ihtilali sırasında Grahova savaşının kaybedilmesi üzerine oradaki ordunun Erkânı Harbiye Reisliğine, sonra Sınır Tahdidi Komisyonuna memur edildi. Buradan dönüşte Harbiye Mektebi Nazırı oldu. 1861'de Erkânı Harbiye Reisliği de bu vazifesine eklendi. 1862'de tekrar alevlenen Karadağ isyanını bastırma görevi verildi. Aynı zamanda Ferikliğe yükseltildi. 1863'de Dar-ı Şurayı Askeri Reisi oldu. Bundan sonra Fuat Paşa'ya intisabetti. Ve yardımını gördü. Fuat Paşa'ya Sadaretle birlikte Seraskerlik verilince Serasker Kaymakamlığına getirildi. Ayni zamanda Hassa Müşirliği de verildi. 1865'de bu vazifelerinden azledildi. Yanya ve Turhal Kumandanlığı ile İstanbul'dan uzaklaştırıldı. Ali Paşa Girit'e memur edildiği zaman, Fuat Paşa ona Hüseyin Avni Paşayı tavsiye etti. Girit harekâtına katıldı. Sonra da kendisine Girit Kumandanlığı verildi. Ertesi yıl 9 Şubat 1869'da Seraskerliğe getirildi. Mahmut Nedim Paşa'nın ilk sadaretinde 8 Eylül 1871'de azledilip rütbe ve nişanları alındı ve hatta yalısı müsadere edilerek Isparta'ya sürüldü. 11 ay sonra affedildi ve İstanbul'a dönüşünde yalısı iade edildi. 1872'de Aydın Valiliğine gönderildi, iki ay içinde Bahriye Nazırlığına tayin edildi. Serasker Ahmet Sait Paşa'nın Sadaretinde 15 Şubat 1873'de Seraskerliğe ikinci defa getirildi.. Bir sene sonra 13 Şubat 1874' de Seraskerlik uhdesinde kalmak şartıyla Sadrazam oldu. Fakat bu makamda kalamayarak azledildi. Azlinden bir kaç gün sonra tekrar Aydın Valiliğine tayin edildi. İzmir'e geldiğinde rahatsızlandığından Fransa kaplıcalarında tedavi için memuriyetten affı ile izin isteği kabul edildi. Bir müddet Fransa ve İngiltere'de bulundu. Kendisinin İngiltere ricaliyle bazı gizli müzakerelerde bulunduğu duyulduğundan Abdülâziz bundan kuşkulanarak Konya Valiliği ile uzaklaştırmayı uygun gördü ve 1875'de Konya Valiliğine tayin etti. Ve tayin emri Avrupa'da kendisine telgrafla tebliğ edilip derhal geri dönmesi bildirildi. İstanbul'a gelince Saraydaki taraftarlarının gayretiyle Konya'ya gitmekten kurtuldu. Hersek ihtilalinin ehemmiyet kesbetmesi üzerine 21 Ağustos 1875'de üçüncü defa Seraskerliğe betirildi. Hersek ihtilâlinin yatıştırılması için Sırbistan'a asker şevkinde haklı olarak israr ettiğinden Rus Elçisi Ignatiyef'in telkiniyle l Ekim 1875'de Seraskerlikten azledildi. Azlinden sonra hemen Selanik Valiliğine tayin edildiğinde hazırlıklarını yaparken Süleymaniye civarındaki konağı yandı. Yangından 10 gün sonra Selânik'ten vazgeçilerek Hüdavendigar Valiliğine tayin edildi. İstanbul hadisesinden sonra Sadarete Mütercim Rüştü Paşa geçince Hüseyin Avni Paşa, 12 Mayıs 1876'da dördüncü defa Seraskerliğe getirildi. Serasker iken Mithat Paşa'nın konağında bir gece yapılan Vükelâ toplantısında Çerkeş Hasan adlı bir subay tarafından 16 Haziran 1876 da öldürüldü. 3 ncü ve 4 ncü rütbeden Mecidi nişanı ile 1 nci rütbeden murassa nişanı vardır. Vatanına en büyük hizmeti, Seraskerliğinde yorulmak bilmiyen bir azimle Orduyu ıslâha çalışmasıdır. O zaman kadar Fransa örneğinde tertiplenen orduyu 1870 harbinde Fransa'ya karşı üstünlüğünü isbat eden Prusya'dakine benzer teşkilâtlandırmaya girişmiştir. Mevcut altı Orduya Yemen Ordusunu ekliyerek Ordu sayısını yediye çıkarmış, böylece askeri kuvveti 500.000 kişiye yükseltmiştir. Orduyu yeni silâhlarla donatmaya gayret göstermiştir. Bu arada Amerika'dan 600.000 adet Martini tüfeği satın alınmış, Alman Krupp fabrikasından da toplar getirtilmiştir. Subayların, erlerin savaş kaabiliyetlerini geliştirecek yeni talim usullerinin tatbikine, sık sık manevralar yapılmasına ayrıca önem vermiştir. Ordunun tabib ihtiyacını karşılamak üzere 1872 de açılan Mekteb-i Tıbbiye'de dersler Fransızca okutulmakta idi. Öğrenimin Türkçe yapılması için girişilen teşebbüsler o zamana kadar sonuç vermemişti. Bu gaye için kurulan Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye'nin tıp terimlerini Türkçeleştirmek maksadıyla hazırlanmasını ele aldığı «Tıp Lügati» kendisinin maddi yardımiyle tamamlanabilmiş ve Askeri Şûra'nın bir kararı ile 1870 yılında Mekteb-i Tıbbiye'de Türkçe öğrenime başlanmıştır. 1876 senesinde İstanbul'da Vükelâ toplantısında bir suikast neticesi vefat etmiş ve Süleymaniye camii bahçesinde medfundur.»
|
|||
|
|
Süleyman DEMİREL | ||
| Bakınız: 9. Cumhurbaşkanı sayfamız | |||
|
7. Başbakan Yeğen Mehmet Paşa |
|||
| Mahmut KIYICI'nın Ispartalı ve Isparta'ya Hizmet Etmiş Büyük Adamlar kitabından. | |||
|
Osmanlı tarihinde önemli
devlet adamları arasında iki (Yeğen Mehmet Paşa)'ya rastlamaktayız.
Bunlardan birincisi, Alai'ye (Alanya) ilçesinden Gül Yusuf Efendi'nin yeğeni
(kızkardeşinin oğlu) dir. Yalnız Paşa rütbesine kadar yükselmiş ve 1745'te
ölmüştür. |
|||