|
Anadolu Türklerinin kökü;
- Hun İmparatorluğu
- Göktürk Devleti
- Selçuklu Devleti
- Osmanlı Devleti
- Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran
Oğuzlar (Türkmenler)dir. Türklerin
Anadolu'ya gelişlerini ve Oğuzlar konusunu ele almadan önce;
- Oğuz, Türkmen ne demektir?
- Yörük kime denir?
- Bunların kökü ve anlamları
üzerinde durmak yararlı olacaktır.
OĞUZ ADININ KÖKÜ VE ANLAMI NEDİR?
Oğuz dilbilgisi kurallarına göre, bir birleşik isimdir. (OK) ile
(UZ)'un bileşiminden oluşmaktadır.
(OK): boy (kabile) demektir.
Oğuz, boylar (kabileler) anlamına gelmektedir.
TÜRKMEN NE DEMEKTİR, NE ANLAMA GELİR?
Oğuzlardan bir boy ya da bu boydan olan kimselere (TÜRKMEN) denir. Türkmen
ismi de, dilbilgisi kurallarına göre bir bileşik isimdir. (TÜRK) ile
(MEN) in bileşiminden oluşur. (MEN)'in anlamı (adam) dır. TÜRKMEN ise
(Türk adam) ; arı katıksız soylu TÜRK anlamını taşır.
YÖRÜK KİME DENİR?
Yörük adının kökü tarihin derinliklerindedir; 1400 yıl öncelerine
VI. yüzyıla dayanır. O yıllarda dünya yüzünde Türkçe konuşan bir
boy vardı. Bu boy da, öteki boyların içinde Türk adını taşıyordu. Türk
o zamanlar (Törük - Türük) sözünün, yürümekten (YÖRÜK) eyleminden
geldiği bilinmektedir.
Türkmen oymağı, ya da bu oymaktan olan, geçimini hayvancılık
yaparak sağlayan; göçebe, göçerevli Türkmenlere (YÖRÜK); toprağa
yerleşen, göçebelikten vazgeçmiş bulunanlara da (TÜRK) denirdi. Selçuklular
zamanında pek çok Oğuz boyları Anadolu'da bir toprağa yerleştirilip, göçebelikten
kurtarıldılar.
ANADOLU TÜRKLERİNİN ATALARI OLAN OĞUZLARIN
BEDEN YAPILARI NASILDI,
KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ NE İDİ?
Oğuzlar (Türkmenler) çoğunluk düz kara saçlı, ela gözlü,
yuvarlak yüzlü, düz burunlu idiler. İçlerinde mavi gözlü olanlarına
da rastlanıyordu. Tenleri beyazdı; esmermiş gibi görünmeleri sürekli
olarak tarım ve hayvancılık yapmaları nedeniyle, hep güneş altında
bulundukları içindi. Uzun boylu olduklarından rahatlıkla ata binerler,
ok atarlar ve kılıç kullanırlardı.
OĞUZLARIN (TÜRKMENLERİN) KİŞİSEL ÖZELLİKLERİ
-
Sakin görünüşlü, serin
kanlı, duygularını belli etmeyen insanlardı.
-
Güler yüzlü, ciddi ağırbaşlı
idiler, surat asmazlardı.
-
Çabuk kızmazlar, birden
bire kalkıp kopmazlar, bir de kızdılar mı önlerine geçmek çok zor
olurdu.
-
Kin tutmazlardı.
-
Hoş görülü, merhametli
idiler.
-
Öç alışları aşırı
kerteye varmazdı; küs durmayı sevmezler, hemen barışırlardı.
-
Şakacı idiler.
-
Övünmeyi sevmezlerdi.
-
Yetenekli olanları kıskanmazlar,
çekemezlik etmezlerdi.
-
Doğru, dürüst, adaletli
ve vatansever idiler.
OĞUZLARIN (TÜRKMENLERİN) YURTLARI NERESİ İDİ?
Oğuzlar, Sır Irmağı ve Aral-Hazar denizlerinin kıyılarına dek
uzanan geniş bir ülkede oturuyorlardı. Oğuz İli'ne TALAS (Evliya
Ata); Aral - Hazar Denizleri arasına da (Oğuz Çölü) denirdi böyle
tanınırlardı.
Göçebe, yarı göçebe olmakla beraber, Oğuzların bu ülkede yeni Kent,
Atlıh, Şalçı, Ordu, Balaç.. gibi pek çok şehirleri de vardı.
|
OĞUZLARIN SOSYAL YAŞAMLARI
NASILDI; GEÇİMLERİNİ NASIL SAĞLARLARDI?
XI. yüzyılda 24 boydan oluşan Oğuzlar, göçebe yaşamı sürüyorlardı.
Her boyun başında bir BEĞ bulunurdu. Bu beğler çok varlıklı kişilerdi.
Oğuzlar geçimlerini hayvancılık yaparak sağlarlardı. Koyun, at, deve sürüleri
vardı. Yazın serin yaylalara göç ederler, kışın da sıcak yerlere
inerlerdi. Kent pazarlarında, hayvanlarından elde ettikleri ürünleri
satarlar, gereksinmelerini de, o pazarlardan satın alırlardı. At, binek;
deve de taşıma işinde kullandıkları iki hayvandı. Koyun ve deve yününden
dokudukları Keçeler pek ünlü idi.
OĞUZLAR HANGİ DİNDEN İDİLER?
Oğuzlar X. yüzyılda Şamani dinine bağlı idiler. İslamiyet'e yakın olarak tek
Tanrıya inanır, ölenlerini at ve silahları ile gömerlerdi.
İslâm ülkeleri ile komşu olmaları, ticari bir bölgede, geçit yolunun üstünde
bulunuşları nedeniyle, çok yönlü olarak İslamlarla ilişki içinde
bulunuyorlardı. Onlara hayvanlardan elde ettikleri ürünleri satıyorlar,
karşılığında ise işlenmiş mal alıyorlardı. Bu ilişkileri yüzünden
yavaş yavaş İslâm dininin etkisinde kalmaya başladılar. X. yüzyıl
sonlarına doğru, bu etki daha da arttı; bir çok Oğuz kenti, Müslümanlığı
kabul etmiş oldu.
OĞUZLARIN GELENEK, GÖRENEK
VE
İNANÇLARI NASILDI?
-
Ölenin atı kesilip yenilir,
buna (YUĞ AŞI) ölü aşı denilirdi. Ölenin, bu atlara binip,
cennete gideceğine inanılırdı.
-
Suyu kutsal sayarlardı;
kirletilmesinin çok günah olduğuna inanır, suyu kirletenlere ceza
verirlerdi.
-
Kadınları erkeklerden kaçmazlar,
bir erkek görünce de yüzlerini örtmezlerdi.
-
Kimsenin karısına, kızına,
gelinine.. kötü gözle bakmazlar, ırzına namusuna el uzatmazlardı.
-
Bir sorunları olunca yargıç
önüne çıkar, hak geçirmeden, adaletli olarak sorunlarını çözerlerdi.
Ünlü DEDE KORKUT, bu yargıçlardan biriydi.
-
Haksız olarak öldürülenin
öcünü alırlardı; Kan Davası Oğuzlar da vardı.
-
Oğullarını evlendirirken, kızın
ailesine başlık verirlerdi. Bu verilen başlık çoğunlukla, hayvan
olurdu.
-
Düğünleri yemekli olurdu;
her düğünde mutlaka raks edilir, çeşitli oyunlar çıkarılırdı.
-
Erkekler bıyık bırakır,
sakallarını keserlerdi.
-
Sert yaratılışlı; doğru,
dürüst, konuksever insanlardı.
-
Daha Anadolu'ya gelmeden bile
en zarif, kibar, arı, öz Türkçe konuşurlardı; anadilleri Türkçe
idi.
ANADOLU; NASIL VE KAÇ YILDA TÜRKLEŞTİRİLDİ?
1071 Malazgirt Savaşından sonra Oğuzlar (Türkmenler) Anadolu'nun Doğusunu
ele geçirmişlerdi. Anadolu Selçukluları devrinde, Kayseri, Ankara,
Bolu, Eskişehir dolayları ile Güney Antakya'yı Türkler aldılar. Bir süre
sonra, tüm Ege de Selçuklu sınırlarının içine katıldı. Bu yıllarda
Anadolu Selçukluları bilinçli olarak, Oğuz Türkmenlerini oba oba, Anadolu'nun
her yerine dağıtmaya, oralarda yerleştirmeye başladılar. XI. yüzyılda,
en kalabalık Türkmen oymağı, Anadolu'ya yerleştirilmiş oldu.
Her geçen gün, Anadolu'nun Türkleştirilmesine hız ve önem verildi. Anadolu'ya
ikinci büyük Türkmen göçü, XII. yüzyılda, Haçlı Seferleri
sırasında oldu. Horasandan gelen Türkmenler güç ve zor günler yaşamakta
olan Anadolu Selçuklularının hizmetine girdiler. Üçüncü göçü de Moğollardan
kaçanlar oluşturdu. Bunlarda ötekiler gibi, Anadolu'nun çeşitli
yerlerine dağılıp, yerleştirildiler.
Anadolu böylece 400 yılı geçkin
bir süre içinde Türkleştirilmiş oldu. Türklerin Anadolu'ya gelişleri o
vakte kadar Anadolu toprakları üzerinde yaşamakta olan Hıristiyan, Rum ve
Ermenileri rahatsız etmeye başlamıştı. Azınlık haline düşen bu yabancılar,
yavaş yavaş bulundukları yerleri terk edip başka ülkelere yerleştiler.
Onlardan boşalan yerlere Türkler yerleşti; bunun bir sonucu olarak ta 1276-1278 yılları arasında Karamanlı Türkleri hükümet işlerinde
Farsça kullanılmasını yasakladılar; mutlaka Türkçe kullanılması
koşulunu getirdiler.
XIV ve XV. yüzyıllarda, Anadolu'nun Türkleşme ve Türkçe konuşma akımı
iyiden iyiye güçlenip, kuvvet kazanınca daha fazla direnmenin gereksizliğine
inanan Rumlar ve Ermeniler de Türkçe konuşmak zorunda kaldılar.
|