|
Türk
tarihinde göçün ayrı bir önemi vardır. Türkler göçebe
kültürüne mensup olmaları, hayvancılıkla geçinmeleri
nedeniyle yazın yaylalarda güzün ise kışlıklarda ikamet
ederlerdi. Günümüzde bu geleneği yörük adıyla anılan göçebe
Türkmenler devam ettirmektedir. Bölgemizde yaşayan yörükler
yazları Sorgun ve Çayır Yaylasında Kışın ise Antalya Şerikte
ikamet etmektedirler. Burada bu yörüklerin kışlık ve
yaylalara hangi güzergahtan ve nasıl göçtükleri anlatılacaktır.
Yörükler arasındaki göç önemli bir yer tutar. Hatta göç
ile ilgili söyledikleri "Yörüğe göçelim diyesiye önüne
göçüver" sözü buna bir örnektir. Kışı Antalya'da
geçiren yörükler Nevruzla birlikte yaylaya göçmek için
hazırlıklara başlarlar. Gerekli ihtiyaçlar giderildikten
sonra, hayvanların kulaklarına "en" denilen damga
vurulur. Her sürü sahibinin kendine özgü bir damgası
vardır. Bu damgalar hayvanların bilinmesini sağlar. Göç
genellikle develerle yapılır. Birkaç deve grubuna katar
denilir. Bu develer göç esnasında yaşı ve cinsine göre sıralanır.
Develer lök, daylak, maya, hadım v.b. isimlerle adlandırılır.
Çadır, içindeki eşyalar develere yüklenecek şekilde hazırlanır.
Yörük beyinden önce göçülmez. Ancak Yörük beyinin göçmesiyle
diğer ailelerde göçer. Bu yörükler arasında bir saygıdır.
Hayvanlar akşamdan uğurlanır.
Eş ve
dostlarla helalleştikten sonra sabah erkenden kalkılır.
Tarhana çorbası içildikten sonra, develere eşyaların sarılması
işlemine başlanır. Önce çeşitli motif işlemeli
"Ala çuval" denilen içinde giysilerin bulunduğu
çuvallar yüklenir. Sonra yatak kısmı, çadır, en sonrada
mutfak eşyaları yüklenerek iyice bağlanır. Böylece göç
başlamıştır. Göçün en önünde at üzerinde, düzgün
giyinmiş ve silahını kuşanmış olarak ailenin reisi yürür.
Göçün arkasında ve yanlarında ellerinde kirman'ıyla yün
eğiren kadınlar bulunur. Göç esnasında develerin süslenmesine
özen gösterilir. Develere nazar boncukları, yüz ve karın
çanları adıyla anılan çanlar takılır. Yüklerin üzeri
en güzel yörük kilimleriyle örtülür.
Develerin ve eşyaların
fazlalığı veya azlığı o göç sahibinin zenginliğini
veya fakirliğini gösterir. Yörüklerin Serik'ten Anamas'a göç
süresi on gün sürer. Bu durum hastalık, otlak durumu v.b.
durumlara göre değişebilir. Göç esnasında genellikle
konaklama yerleri su olan mevkilerden seçilir. Bu durum her yıl
aynıdır. Yani konaklama yerleri hiç bir zaman değişmez.
Antalya'dan çıkan bir yörük göçü göç esnasında
genellikle şu güzergahı takip eder,
1-Gebiz Çığırgan
deresi mevkii
2- Gebe Deresi (Hacı Osman Mahallesi - Pınargözü Köyü
arası)
3- Pınargözü kuzeyindeki Taşboynu mevkii
4- Çobanisa Köyü güneydoğusundaki Kuruova ve Cumataşı
mevkii
5- Saray Köyü yakınlarındaki Cavursini mevkii
6- Kızılova mevkii
7- Menteşe Köyü
8- Koçular Elmaağacı Mevkii
9- Karağı Beli
10- Zindan Boğazı
11-Çayır
Yukarıda adı
geçen güzergahlarda şartlara göre bir veya iki gün kalınır.
Bu konaklama yerlerinde hayvanların dinlendirilmesi, sağılması
işlemi yapılır.
Hava şartlarına
göre konaklama yerlerinde çadır yeniden kurulabilir. Çadırın
kurulmadığı hallerde aile "Kepenek" adıyla anılan
keçe içinde geceyi geçirirler. Çayıra çıkılmasıyla
her yörük ailesi bir önceki yıl konakladığı
"yurt" yerine gene çadırını kurar. Karakoyunlu yörüklerinin
geleneğine göre hiç kimse kimsenin yurduna yerleşemez. Bu
göç olayı her yıl aynen devam eder.
İlçenin kültür
hayatında yörüklerin önemli bir yeri vardır. Yazları
Aksunun kuzey ve kuzeydoğusundaki Sorgun ve Çayır yaylasında
kışın Antalya Serik yöresinde ikamet ederler.
Karakoyunlu,
Töngüşlü ve çakal yörükleri adıyla anılan bu grupların
Aksu yaylalarına hangi tarihten itibaren geldikleri kesin
olarak bilinmemektedir. Bu grupların içinde en kalabalık
olanları Karakoyunlulardır. Karakoyunlular 1883 yılında
Konya'ya bağlı Çeşmeli Zebun köyünü kurmuşlardır.
Ancak çıkan bir kan davası yüzünden Anamas Çayır Yaylasına
gelmişlerdir. Bu göçebe yörüklerin kontrolünü sağlamak
amacıyla göçebe Karakoyunlu muhtarlığı teşkil edilmiş
ve bu muhtarlık yakın zamana kadar devam etmiştir. 1950 yılından
itibaren bataklık Serik Ovasının tarıma açılması
nedeniyle bir kısmı hayvanlarını satarak Serik'e yerleşmiş
ve yaylaya gelenlerin nüfusu azalmıştır. Günümüzde çayır
yaylasına 40-50 karakoyunlu ailesi gelmektedir.
Bu grubun
"KARAKOYUNLU" adıyla anılmasının en önemli
nedeni koyunların siyah olmasıdır. Ayrıca Karakoyunlular
kendilerinin 14. yüzyılda Doğu Anadolu’da yaşayan
Karakoyunlu devletine bağlarlar. Karakoyunlu devletinde görüldüğü
gibi Kara Yusuf, Kara Mehmet lakaplarının çok olması bu görüşü
destekler mahiyettedir.
Yörükler göçebe
olduklarından el dokuması, siyah kıldan yapılmış çadırda
yaşarlar. Çadırlarını kutsal sayarlar ve Peygamber duasının
olduğunu söylerler. Günlük yaşantıları doğal olarak göçebe
hayvancılık durumuna göre belirlenmiştir. insanlarının
genellikle mert, dürüst, sözünün eri, misafirperver ve
cana yakın olduğu görülmüştür. Genellikle yüksek sesle
konuşmaları onların iyi niyetli olduklarını gösterir.
Ayrıca tek başlarına hayvan otlatmaları onlara hem ince
fikirli, hem de cesur olmalarını sağlamıştır. Yaşlılara
ve beylere büyük saygıları vardır. Genellikle kendi içlerinde
sorunları, büyükler toplanarak çözümlerler.
"Birlikten güç doğar" ilkesine riayet ederler.
En önemli geçim
kaynakları hayvancılıktır. Genellikle koyun sürüleriyle
uğraşırlar. Koyunları, kuzuları satarlar. Sütünü
peynir ve yağ olarak değerlendirirler. Tulum peynirleri yörede
haklı olarak bir üne sahiptir. "Melez" ve "Arı"
olarak adlandırılan bu peynirler genellikle ekim ayında
pazarlanır. "Dolaz" adıyla anılan bir süt ürünü
de yörüklere özgü bir besin kaynağıdır. Sütle un karışımının
kaynatılmasıyla elde edilir. Kahve renkli bu ürün
tulumlara basılarak bir kış yiyeceği olarak yağda pişilerek
yenilir. Ağustos ayında da sütteki yağ oranının artmasıyla
bu sütler yoğurt yapılır ve daha sonra deriden yapılmış
"Tuluk" denilen fıçılarda yayılır ve yağ elde
edilir. Ayranıda kaynatılarak "Keş" (Çökelek)
elde edilir.
Yünlerde günlük
ihtiyaçların karşılanması için değerlendirilir. Özellikle
yünden yapılan yörük kilimleri ünlüdür. Kilimler "Istar"
denilen tezgahlarda otuz günde dokunur. Bu kilimler "Külahlı",
"Hacı İsalı", "Baldırlı" ve "Karakilim"
adıyla anılıp çeşitli desenlere sahiptir.
Karakoyunlu
ve Gebizli aşireti kadınlarının dokuduğu kilimlerde, her
bir motif ve rengin anlamı vardır. Kullanılan başlıca
motifler ise; Amangız, küflen, koçboynuzu, deve boynu,
karaböcü, pıtrak, zaptiye, kucaklaştırma, parmak, çingil,
elibelinde, anahtar, tarak ve direk motifleridir.
Koçboynuzu
motifi erkekliği, yiğitliği; kucaklaştırma motifi evliliği,
aşkı; Zaptiye motifi, güvenliği; Karaböcü motifi düşmanı,
sürünün baş düşmanı kurtları, pıtırak motifi koyuna
takılan bir bitkiyi, zorluğu; elibelinde motifi, sağlığı
masumluğu üremeyi, deveboynu motifi deveyi, çileyi, direk
motifi ise çadırın direğini, zorluğu, mertliği, yiğidini
anlatır.
Ayrıca yünden
çuval, sicim, seccade yapılır. Mor ve Siyah kuzu yünlerinden
ise pantolon ve ceketlik kumaş dokunur. Önce çok ince
olarak yünler eğrilir ve bükülür. Sonra "çulualık"
denilen tezgahlarda dokunur. Dokunan kumaşlar sıcak suda
iyice tepilir ve diktirilir. Karakeçede yörüklere özgü
ayrı bir eserdir. Yün önce "yay" denilen aletle
inceltilir. Sonra ayrı ayrı düz parçalara bölünür buna
"yekre" denir. Beyaz keçelerden kesilmiş ince keçeler
motif olarak düzenlenir. Aralarına değişik renklerde yün
konulur. Sonra bu yekreler yavaş yavaş motiflerin üstüne döşenir.
Yünler döşenirken sıcak su ile birbirine yapışıp pekişmesi
sağlanır. Arkasından bir direk etrafında dürülerek üstüne
basa basa ileri geri ittirilir. Bu işlem yünlerin iyice pekişmesiyle
son bulur. Böylece keçe yapılmıştır.
Kıl ise
genellikle çadır yapımında kullanılır. Çadır parça
parça dokunur. Eş dost çağrılır, koyunlar kesilir,
yemekler hazırlanır ve çadır çadıra mille bağlanarak
kapatılır. On adet iple kazıklara bağlanır.
"Sitil" ile çadırın birleştiği yere "sigeç"
denilen uzun ve ensiz bir dokuma dikilir. Bu yağmur sularının
dışarı akmasını sağlar. İçi keçelerle döşenir. Çadırın
giriş kısmında Ocaklık denilen yerde ateş yakılır. Çadırın
arka kısmında ise yatak ve çuvallar sıralanır. Yatak kısmına
yüklük denir. Çuvallarda özenle sıralanır. İlk çuvallar
güzel motifli genellikle giysilerin bulunduğu çuvallardır.
Ondan sonra genellikle yiyeceklerin bulunduğu siyah kıldan
çuvallar, sonra da un çuvalları sıralanır. Bu çuvalların
üzeri "ihram" denilen ince küçük motifli
dokumalarla örtülür. Yemek ve ekmek çadırın içinde pişirilir.
Çadırın düzenli ve tertipli olması kadınların marifetli
olmasına bağlıdır. Ayrıca çadırın büyük olması eşyaların
çok olması çadır sahibinin zengin veya fakir olmasına bağlıdır.
Yörükler
genellikle şehir merkezlerine uzakta olmaları nedeniyle sağlık
problemlerini de çeşitli tedavi usulleriyle gidermeye çalışırlar.
En ilginç tedavi usulleri yakı yakmaktır.
Yakı, soğuklama gibi rahatsızlıklarda yapılır. Ardıç
gilikleri ezilir, çam çırasından yapılan "püse"
ile un karıştırılarak hastanın karın kısmına kapatılır
ve hastaya püse yalatılır. Dayak yiyen ve düşme sonucu
ağır yaralanan hastalar kesilen büyük hayvan derilerine
konulur ve onların iyileşmesi sağlanır.
Büyükler bu
tedavi usulünün çok yararlı olduğunu ve birçok kişinin
iyileştiğini söylerler. Diğer bir tedavi usulü de şişkin
yaraların patlatılması işlemidir. Bu tedavide kelebek otu
yaranın üzerine sarılarak yapılır.
Ölüm
durumunda ise eş ve dostlar toplanır yas tutulur, ağıtlar
yakılır, ölen kimse ardından ağlamayan, gelenin boynuna
sarılıp ağıt söylemeyen yakınları tarafından ayıplanır.
Kazan kurularak yemekler pişirilir. Gelen
misafirler en iyi şekilde ağırlanır. Ölü büyük bir
kalabalıkla toprağa verilir. Kırk gün geçince ölen kimse
adına Mevlid-i Şerif okutulur. Mevlid-i Şerife genellikle
herkes katılır. Büyük bir dayanışma ile keder ve üzüntüyü
paylaşma görüntüsü verilir. Göç sırasında ölen kimse
bulundukları yerdeki en yakın mezarlığa gömülür.
Hayvanlar yörüklerin
her şeyidir. Onlara bir insan gibi değer verilir ve bakılır
ve sevimli bir hayvanın ölümü sonucunda ağlayanlar bile görülür.
Hayvanların rahat yaşamasına, karınlarının tok olmasına
özen gösterilir. Hayvanların günlük bakımı sağlanır.
Dağdan gelen sürü sabah sayılarak eksik olup olmadığı,
karnının tok olup olmadığı, hasta olup olmadığı tespit
edilir. Her aile sürünün diğer sürülerden üstün olması
için özen gösterir. Sürüler genellikle kadınlar tarafından
sağılır. Sağılırken hayvanlar kontrol edilir. Hasta olan
hayvanlara değişik tedavi usûlleri uygulanır. Örneğin; yılan
sokan bir hayvanın kulağı kesilerek kan akması sağlanır.
Yumurta yedirilir. İnce uzun demir çubuklar ateşte ısıtılarak
burunları üzeri dağlanır. Tırnak arasında bir yara varsa
bu yaralar şap ve püse karışımıyla tedavi edilir.
Koyunlar yılda
iki defa kırkılır, yaz kırkımı ile elde edilen yüne
yapağı denir. Kırkma işlemi bittikten sonra ziyafet
verilir. Hayvanların besili olması veya olmamasına göre çobanın
durumu değerlendirilir.
Yörükler
inançlarına son derece bağlıdır. Yaylaya cami yaparak çocukların
dini eğitim alması sağlanmıştır. Cuma günü herkes Çayır
Yaylasındaki Camiye gelir ve Cuma Namazı büyük bir kalabalıkla
kılınır. Cuma ve Bayram Namazlarına katılmayan ayıplanır.
Bunun yanında
İslâm öncesi batıl inançlarda görülür. Örneğin; ateşin
üzerine su dökmek iyi sayılmaz. Ateşten çıkan sesler bir
zarara işarettir. Bunun için ateşe yün atarlar. Nazar'ın
değmemesi için muska ve gök boncuk takarlar.
Düğün ve
bayramlar çok canlı geçer. Düğünlerde insanlar doyasıya
eğlenirler. Güreş karşılaşması ve yarışmalar düzenlenir.
Bayramların ayrı bir önemi vardır. Bayramda büyüklerin
önce bayramlanması esastır. Bayram için ziyarete gelmeyene
darılınır.
Yörüklerin
eğlence hayatında kavalın önemli bir yeri vardır. Hatta
koyunların otlatılması bile kavalla yapılır. Aşıkların
atışması gibi kaval çalanlar, kaval çalma yarışına
girerler. Günümüzde kaval çalma geleneği kaybolmuştur.
Sadece 80 yaşındaki Hasan Su bu geleneği sürdürmektedir.
Güreş en önemli
spor faaliyetidir. Küçük çocuklar güreşe alıştırılır
ve güreş turnuvaları düzenlenir. Ayrıca gençler
"kale" denilen bir oyun oynarlar. Bu oyun taşlarla
oynanır. 30-40 metre mesafede karşılıklı iki taraf üçer
adet düz taş dikilir ve sırasıyla bu taşlar yuvarlak taşlar
atılarak yıkılmaya çalışılır. Yenilen grup kazanan
grubu sırtında karşı tarafa taşır.
Günümüzde
yörükler eski geleneklerini büyük ölçüde kaybetmişlerdir.
Yaylaya çıkanların sayısı azalmıştır. Ancak yerleşik
düzene geçenler yazları Aksu'ya gelerek yayla turizminin
gelişmesinde rol oynamaktadırlar.
|