KAYITLAR  |  DEFTERE YAZ
Gönderen:
Ertuğrul Ergenekon

Yer:
32 Isparta

Tarih:
23 Temmuz 2008, Çarşamba
22:59

Alıntı Yap: Ertuğrul   Ergenekon

Uzun yazılar ve alıntı yapılan kopyala yapıştır yazılar silinmektedir. GYY
Yukarı          
 
Gönderen:
Yüksel GÖKTÜRK

Yer:
32 Isparta

Tarih:
20 Temmuz 2008, Pazar
21:25

Alıntı Yap: Yüksel GÖKTÜRK

Yüksel Harmankaya

Olaya bir de tersinden bakmayı dene Öcalan devletin adamı olabilir. Şemdin Sakık Diyarbakır cezaevinde.
Yukarı          
 
Gönderen:
Yüksel HARMANKAYA

Yer:
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Tarih:
20 Temmuz 2008, Pazar
16:25

Alıntı Yap: Yüksel HARMANKAYA

Abdullah Öcalan, avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada, Ergenekon operasyonu kapsamında cezaevine konulan generallerin kendisiyle görüştüğünü ileri sürdü.

Artık şaşırmıyoruz öğrendiklerimize. ALLAH korusun. güvendiğimiz dağlara kar yağarsa hepimiz soğuktan ölürüz.
Yukarı          
 
Gönderen:
Yüksel GÖKTÜRK

Yer:
32 Isparta

Tarih:
17 Temmuz 2008, Perşembe
15:55

Alıntı Yap: Yüksel GÖKTÜRK

Yazdığım yazıların hiç biri alıntı değildir.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'ne göre herkesin düşüncelerini yayma hakkı vardır.

Yapan yapar, yapamayan sizin gibi eleştirmen olur.

GYY'nin daha önce bildirdiği gibi bölücülük dışında her konu serbest. Ne yazıp ne yazmayacağımı da kimseden öğrenecek değilim.

Sizde de yürek varsa buyrun yazın.
Yukarı          
 
Gönderen:
Hasan Tasdemir

Yer:
32 Isparta

Tarih:
17 Temmuz 2008, Perşembe
10:47

Alıntı Yap: Hasan Tasdemir

Mesaj Sahibi: Vardariot
Taşdemir ve Gokturk sizi izliyorum.Kopyala ve Yapıstır olayından hala vazgeçemediniz.Sizi esefle kınıyorum    

Akşama kadar Google'dan arayıp yapısıtırıyorsunuz..Altına kaynaklarını yazın bari kaynaklarından okuyalım.Siyasi goruslerinizi burada genclere empoze etmeye calısıyorsunuz.Sizin dinci beyin yıkayan diye tabir ettginiz insanlardan hiç farkınız yok.Onlarda goruslerini kabullendirmeye,sizde goruslerinizi kabullendirmeye calısıyorsunuz.

Kopyala Yapıştır mantıgından kopup gelen yazarlar sizi sevgiyle selamlıyorum.Artık bize siyaset sunmayın,biraz daha guncel bilim takılın.



Bu konu da tamamen haklisiniz yapistirdigim son iki yazinin kaynagini yazmayi unutmum. Kasitli yapilmis bir sey degildir son ekledigim yazi
Yasar Nuri Öztürk´e ait.

Fikralarin kaynagini belirtmeye gerek yok zannediyorum.

Siyaset yazmayin diyorsunuz. Son günlerde her yerde Sokakta, Kahvede , Evde her yerde siyaset konusuluyor. Zaten siyasete yatkin bir milletiz.
Eger siz baska yazacak seyler buluyorsaniz buyrun yazin biz okuyalim.

Size bir soru soruyor cevabini da 4 gözle bekliyorum.
Amerikalilar Müslüman dünyasini daha cok nasil bölüp zenginliklerini paylasabiliriz diye planlar yapip ocagimiza incir agaci dikmek istiyorlar.
Bunlar yapilirken ülkemizin gündemini siz de biliyorsunuz.
Devletimizin basindaki
Fikra mi anlatalim magazin mi bakalim yoksa elimizden bir sey gelmiyor diye kahir olalim mi?

Güncel bilim diyorsunuz. Amerikalilar Mars´a insanli gemi yollamak icin haril haril calisiyorlar.
1950 yilinda kurulan Cin uzaya insan yolladi. Özgürlügü icin savasip öldügümüz Kore cumhuriyeti Atom bombasi yapacak teknige sahip.
Ülkemizin nerede oldugunu bilim adina ne yapildigini siz de biliyorsunuzdur.

Ysar Nuri Hoca nede güzel yazmis elleri dert görmesin.

Ülkemizde bilimin nasil yapildigini degerli bilim adamlarinin yurt disina gittigini biliyorsunuz.



Yukarı          
 
Gönderen:
Vardariot

Yer:
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Tarih:
17 Temmuz 2008, Perşembe
10:07

Alıntı Yap: Vardariot

Taşdemir ve Gokturk sizi izliyorum.Kopyala ve Yapıstır olayından hala vazgeçemediniz.Sizi esefle kınıyorum    

Akşama kadar Google'dan arayıp yapısıtırıyorsunuz..Altına kaynaklarını yazın bari kaynaklarından okuyalım.Siyasi goruslerinizi burada genclere empoze etmeye calısıyorsunuz.Sizin dinci beyin yıkayan diye tabir ettginiz insanlardan hiç farkınız yok.Onlarda goruslerini kabullendirmeye,sizde goruslerinizi kabullendirmeye calısıyorsunuz.

Kopyala Yapıştır mantıgından kopup gelen yazarlar sizi sevgiyle selamlıyorum.Artık bize siyaset sunmayın,biraz daha guncel bilim takılın.

Yukarı          
 
Gönderen:
Hasan Tasdemir

Yer:
32 Isparta

Tarih:
16 Temmuz 2008, Çarşamba
22:51

Alıntı Yap: Hasan Tasdemir

Temel sorun: Dürüst olmamak



“Türkiye’nin temel sorunu namussuzluk veya namussuzlar sorunudur. Bu sorunu çözün, Türkiye’nin başka sorunu kalmaz. Bu sorunun çözümü ardından öteki sorunlar kendiliğinden çözülecektir. Çünkü tümü namussuzluk sorununun yan ürünüdür.”



Ahlakın esası dürüstlüktür. Yani olduğun gibi görünmek veya göründüğün gibi olmak...



Zaafların bulunması insanı ahlaksız yapmaz, hatalı yapar, günahkâr yapar. Hatalar tamir edilir, günahlar ise tanrısal rahmet tarafından affedilir.



Ahlaksızlık yani dürüst olmamak farklı bir şeydir. Hatalı olmak bir zaaftır, sürçmedir. Ahlaksızlık ise bir temel çürümedir, kötü niyet ürünüdür.



Türkiye’deki akıl almaz çarpıklıkların başında din-ahlak ilişkisindeki çelişki gelmektedir.



Türkiye, görülmedik bir hızla dincileşirken, görülmedik bir hızla da ahlaksızlaşmaktadır. Yalancılık, dolandırıcılık, yolsuzluk, düzenbazlık... gibi temel bozukluklar listesinde her gün biraz daha yukarılara çıkışımız, dünyanın izlediği ve bizim de önümüze koyduğu bir gerçektir.



Ne yazık ki, Türkiye, yalandan hırsızlığa, kamu kaynaklarını talandan mafya zulümlerine kadar her türlü suç ve rezilliğin, her türlü ahlaksızlık ve düşüklüğün doruğa tırmandığı bir ülke haline gelmiş bulunuyor.



Bir yanda, temeli ve amacı ahlak olan İslam adına yüz bine ulaşan cami, (sağlık ocaklarının toplam sayısı 7500, okulların toplam sayısı 67 bin), gökleri tırmalayan on binler minare, öte yanda zirveye tırmanmış ahlaksızlıklar...



Bundan ilginci, ahlaksızlığın en zehirlisi olan riyakârlık, iftira, kamu kaynaklarının talanı gibi temel çürümelerde öne çıkmış isimlerin önemli bir kısmı dincilikleriyle de ünlü kişiler...



Böyle bir çarpıklık tarihte az görülmüştür.



Dinselleşme arttıkça ahlaksızlık, vurgunculuk ve ikiyüzlülük de artıyor.



Bu nasıl iştir, nasıl bir garabettir?!



Dinin gerçeğinin uygulanmasına bile, ‘ibadette azalma yaratılıyor’ gerekçesiyle karşı çıkan insanların, orman yağmalamasına, kamu mallarının talanına, insan haklarının çiğnenmesine, kadının horlanıp ezilmesine karşı çıktıklarına tanık olamıyoruz.



Kısacası, İslam, birileri aracılığıyla âdeta ahlaksızlık, akıl dışılık, düzenbazlık üreten bir din olarak algılanır oldu.



Siyaseti çürüten temel olumsuzluk da dürüstlüğün göçürülmesidir. Siyaset, ne yazık ki, büyük çoğunluğu itibariyle, olduğu gibi görünmeyenlerle göründüğü gibi olmayanların kümelendiği bir mesleğe dönüştürüldü.



Her gün, her yerde şunu duyabilmekteyiz: “Falanca mı? Yok canım, o siyaset yapamaz, imkânsız. Çünkü o adam düzgün adam; yalan-dolan bilmiyor, haram lokmaya karşı. Başarılı olamaz....”



Siyaset dendi mi ilk söylenen bu. Bu zehirli söylem, kamu vicdanı haline getirilmiş. Bunun anlamı acaba şu mu?



“Ne yapalım, ülkeyi kirliliğe teslim etmekten gayrı çaremiz yok!”



Siyasetimizin duayenlerinden birine yıllar önce, “Efendim, falancanın ahlaksal tarafı çok bozuk çıktı; onu yanımızdan uzaklaştırsak!” dediklerinde cevabı şu olmuştur: “Ben, iyi ahlak derneği kurmadım, parti kurdum; siyaset yapıyorum.”



Ahlakı bir meslek gibi algılayan bu bakış açısı, ne yazık ki, Türk siyasetinde yıllardır egemen olan anlayıştır. Türk siyasetini çürüten ve oy kullanma durumundaki insanların % 32’sinin sandığa gitmesine engel olan olumsuzluk işte bu anlayışın yarattığı güvensizliktir.



Siyasete güvensizliğin faturası çok ağır olmuştur. Kullanılan oyların % 24 ile parlamentodaki sandalyelerin % 67’sini bir partiye veren korkunç çarpıklık ortada dururken siyasete güvenden söz etmek mümkün olabilir mi? Ne demektir bu? Şu demektir:



Türkiye’yi bugün siyasete güvenin oluşturduğu bir iktidar değil, güvensizliğin ürettiği bir iktidar yönetiyor. Başka türlü ifade edelim:



Ülkemizde, demokrasi adı altında karmaşa egemendir. Gerçek demokrasi yerine Türkiye’ye özgü bir ‘kapkaç demokrasisi’ sahnededir. Siyasal Partiler Kanunu ile Seçim Kanunu’nun yaşatmakta olduğu sistem, iliklerine kadar antidemokratiktir; insan haklarına aykırıdır. Bunu bilen yok mu? Bilen var, ama gereğini yapan yok! Eğer demokrasi diye bir şey varsa, Türkiye’deki tablonun anlamı budur.



% 65’nın iradesi nedir ve nerededir?



Şimdi ne oluyor? % 92’lik bir çoğunlukla kabul edilmiş bir anayasa, yüzde 45’lik bir oyla değiştiriliyor. Buna ‘demokrasinin sonucu’ denebilir mi?



Hayır! Bu, demokrasinin sonucu değil, antidemokratik siyasetin yol açtığı sistem yozlaşmasının sonucudur. Eğer demokratik bir halk seferberliği ile ülkenin önünü açmak üzere insan merkezli yeni bir oluşumla halkın ümitleri tazelenmezse Türkiye’nin sonu hüsrandan başka bir şey olmayacaktır.



Ötekilerin tümü denenmiş, bugünkü perişanlığı yaratmıştır. Diriliş ve kurtuluş, ötekilerin devamı olmayan yenide, gerçek yenidedir.



Milletimizin bu kutlu ve mutlu reçeteyi layıkıyla değerlendirmesi niyazıyla tüm halkımıza güzel yarınlar diliyorum.
Yukarı          
 
Gönderen:
Hasan Tasdemir

Yer:
32 Isparta

Tarih:
14 Temmuz 2008, Pazartesi
13:54

Alıntı Yap: Hasan Tasdemir

YORUM...

"...Çocuğumuz düşüp kafas ını masaya çarpınca biz hemen masayı
döveriz,
"he masa ehhhh sen niye orada duruyorsun" diye. Çocuk masa orada
durmasa kafasını çarpmayacağını sanır ve büyüdükçe yaptığı her
hatayı yükleyecek birini veya bir şeyi mutlaka bulur."
Malum...

Mesela, bizim Balkan harbinden kalma, dandik vagonlara 160
Kilometre hız yaptırdılar. İlk virajda sizlere ömür...
Kimin üstüne kaldı?
Makinistin...

Mersin'de bayrağımız yakıldı, yırtıldı. Askere taş attılar, panzere
molotof... Memleket ayağa kalktı. Kimin yüzündenmiş?..
İki veled...

Gelene geçene ayran, tost falan satan, kendi halinde sakin bir kasabaydı,
Susurluk... İçişleri Bakanlığı, MİT, Jitem, generaller, özel tim polisleri,
kumarhaneciler, bakanlar, milletvekilleri, işadamları... 1000 kişi falan
yargılandı. Her şey kimin başının altından çıkmış?
Yeşil'in...

Deprem oldu... 7 vilayette 50 bin kişi öldü. Binlerce bina yıkıldı, on
binleri ağır hasarlı. Hepsinin sorumlusu olarak kimi kulağından tutup
hapse tıktık?
Veli Göçer'i...

Edirne'de b ebeler şakır şakır öldü... Hiç utanmadan biskuvi kolilerine
koyup, gömdüler. "Araştırdık, ihmal yok" dediler. Peki neden öldü bu
yavrular? Klima'dan...
Dikkat isterim, klimacı bile değil, klima.

Rakıdan öldük. O gün ile bu gün arasında ne değişti?..
Kapağın rengi...

Sanal "sorumlumuz" bile var... Yollarda her gün 20 insanımız heba oluyor.
Trafik Canavarı'ndan...

Dolar patlarsa?
Enflasyon Canavarı'ndan...

Hatta "sorumlu olmayan sorumlumuz" da var... Milli takım oynayıp
yeniliyor. Suçlusu kim?
Takıma alınmayan Hakan...

Domatesleri Ruslara kakalayamıyoruz...
Sinekten...

Deli dana geliyor.
inekten...

Millet hormonlu diye tavuk yemiyor.
Erman Toroğlu'ndan...

Evleri su basıyor.
Yağmurdan...

Ormanlar yanıy or.
Sigaradan...

Gemi batıyor.
Dalgadan...

İyi de kardeşim, uçak neden düşüyor?
Rahmetli pilottan...

Peki bu şartlarda hayatta kalmayı nasıl başarıyoruz?
Allah'tan...

PROF.ÜSTÜN DÖKMEN
Yukarı          
 
Gönderen:
Hasan Tasdemir

Yer:
32 Isparta

Tarih:
08 Temmuz 2008, Salı
23:43

Alıntı Yap: Hasan Tasdemir

FIKRA

Bu ordu fıkrasını başkası anlatsaydı eğer...

Ne olursunuz yine mi Demirel yazısı yazacaksın demeyin.
Maalesef evet. Ama okuyunca hak vereceksiniz sanıyorum.
1991 yılında basılmış “İslam, Demokrasi, Laiklik” kitabı okuyorum. Demirel’in Nurcu göründüğü yıllarda gazeteci-yazar Kazım Güleçyüz’e verdiği röportajlardan derlenen bir kitap bu.
Yani takiyye yıllarından...
Demirel, kitabın hemen her sayfasında, ayet ve hadislere gönderme yapıyor. Sık sık da Bediüzzaman Said Nursi’nin konu ile ilgili sözlerine atıfta bulunuyor.
Bu kitaptan alıntılar yapacağım.
Demirel, milletin 80 yılda devre dışı bırakıldığını anlatıyor. Verdiği mücadelenin ise halkın gücünü hakim kılmak olduğunu dile getiriyor.
Bakmayın Süleyman Demirel’in şimdilerde farklı tellerden çaldığına. O şimdi, başka yerlere şirin görünmek için “Başörtülüler Arabistan’a gitsin” diyor. Bu ülke için en büyük tehlikenin irtica olduğunu söylediğini de ciddiye almayın.
Laikliğe aykırı ifadeler kullandığını söyleyenlere bakın neler diyor. (Sayfa 66.)
"Siz laik devlet olarak kimi biliyorsunuz? İngilizleri mi? ‘God save the king: Allah kralı korusun’ diye başlıyor milli marşları. Amerikalıları mı biliyorsunuz? ‘We trust in God’ yazıyor her gün kullandıkları paranın üzerinde. ... Kafanızı düzeltin.”
Bu ülkede irtica tehlikesinden söz edenlere, Müslümanlar’ın bu ülkenin geri kalmasına neden olduğunu öne sürenlere verdiği bir cevap var ki, siz bile şaşarsınız: (Sayfa 65).
“ Siz Müslümanları terakkiyatın, ilerlemenin ve yücelmenin bir manisi sayıyorsanız, gaflet ve dalalet içindesiniz, en büyük hatayı işliyorsunuz.”
Bu ülkede niçin çok cami var diyen yabancı konuklarına verdiği karşılığa bir bakın siz. (Sayfa. 66)
“Onlar dedim ki: İşte burası bilfiil Müslüman şehri dedirtmek için ecdat bu camileri yapmıştır. Hem içinde ibadet edecek, hem de bunlar birer mühürdür.”
Bütün bunlar neyse de Türk Silahlı Kuvvetler ile ilgili yaptığı bir yorum var ki, bugün bile yenilir yutulur cinsten değil. Kendini ziyaret eden farklı ülkelerin parlamenterlerine anlatıyor bu fıkrayı.(Sayfa: 62)
“Allah alman milletini yaratmış, onlar bir ordu kurmuşlar. İngiliz milletini yaratmış, onlar da ordu kurmuşlar. Fransız milletini yaratmış onlar da yine bir ordu kurmuşlar. Türkiye’ye gelince, Allah evvela orduyu yaratmış, sonra -Allah hatadan münezzehtir- bakmış bir eksiklik oldu, onlar için de bir millet yaratmış.
Adamlar birbirlerine baktılar, bastılar kahkahayı.”
İşte Süleyman Demirel fıkrası.

Ünal TANIK'tan alıntı
Yukarı          
 
Gönderen:
Hasan Tasdemir

Yer:
32 Isparta

Tarih:
08 Temmuz 2008, Salı
19:26

Alıntı Yap: Hasan Tasdemir

Asagidaki yazi Cengiz Cavdar´a ait.
Bakin sonunda Türk askeri Inek de oldu.

5 Temmuz 2008

Cengiz ÇANDAR cengizcandar@referansgazetesi.com

Cumhuriyet tarihinin en önemli olayı Ya da “demokratik milat”...

Ergenekon gözaltı dalgasının ertesi günü, Türkiye'nin tanınmış köşe yazarlarından bir arkadaşım (solcu), “1 Temmuz 2008 tarihinden itibaren Türkiye'de askeri darbe ihtimali ortadan kalkmıştır. Bu kadar önemli bu olay” dedi.

Daha ertesi gün, bir toplantı vesilesiyle Abant'ta devletin istihbarat örgütünün en üst kademesinde uzun yıllar çalışmış olan bir emekli yetkili ile karşılaştım. “1 Temmuz pazartesi günü olan, Cumhuriyet tarihimizin en önemli olayı” olarak niteledi, son gözaltıları.

Doğru mu duydum. “Evet” diye üsteledi. Devlette, hem de istihbarat ve güvenlik bürokrasisinin en üst kademesinde bulunmuş birisi böyle diyorsa, üzerinde durup düşünmek gerek.

O, devam etti; “Bundan sonra” dedi, “herşey hükümetin izleyeceği politikaya bağlı. İktidar partisi kapatılsın kapatılmasın, bundan sonra yani Ergenekon soruşturmasının vardığı noktadan sonra, Başbakan o 22 Temmuz gecesi balkon konuşmasında yansıttığı ruha geri dönerse, Türkiye, çok olumlu bir doğrultuda yol alabilir.”

Abant'a gelmeden bir gün önce, İstanbul'da Amerikan Başkonsolosluğu'ndaki tıklım tıklım dolu Bağımsızlık Günü resepsiyonunda, akademyadan, iş dünyasından, çeşitli meslek dallarından önüne gelen, koluma sarılıp, bir cümle ile olan-biteni yorumlamamı istiyordu.

Bir cümle ile nasıl özetlenebilirdi?

Merak ve ona eşlik eden tedirginlik, orgeneral rütbesi taşımış iki kişinin, “darbe örgütlenmesi” suçlamasına konu bir soruşturma çerçevesinde gözaltına alınmasıydı. Ki, buna Cumhuriyet tarihimizde hiç rastlanmamış olduğu gibi, 27 Mayıs 1960'da rutine binmiş askeri darbeler ve müdahaleler zinciri ile şekillenmiş siyasi arenamızda böyle bir şeyin gerçekleşebileceği düşünülemezdi bile.

Bazı makamlar ve sıfatlar, Türkiye'de bir çeşit “kutsal inek” muamelesi görürdü. Hepimiz ve toplumumuz buna öyle alıştırılmıştı.

Aklıma birden durumu bir cümlede özetleyebilecek birden bir tanım geldi: “Bu öyle bir gelişme ki” dedim, “Yeni Delhi'de kutsal inekleri mezbahaya göndermek nasıl bir şeyse, öyle bir şey...”

Adli soruşturma safhasındayız. Buna dahil olan zanlılara ilişkin gelişmelerin ne olacağını, soruşturmanın seyrinin ne yönde, nasıl gelişeceğini bilemeyiz. Yani, illa ki “kutsal inekler mezbahaya gittiler diye kesilecekler” diyemeyiz.

Ancak, bu “kutsal ineklerin Yeni Delhi'de mezbahaya gönderilmiş olduğu” olgusunun simgesel ve dramatik önemini ortadan kaldırmıyor.

1 Temmuz 2008, pekala bir “milat” sayılabilir...
Yukarı          
 
Gönderen:
Hasan Tasdemir

Yer:
32 Isparta

Tarih:
08 Temmuz 2008, Salı
17:00

Alıntı Yap: Hasan Tasdemir



Ziya Gökalp,Ebül'Gazi Bahadır Han'ın Türk Seceresi'nde,Ergenekon'u böyle şiirleştirmiştir:

       

ERGENEKON



Biz Türk Han'ın beş oğluyuz.
Gök Tanrı'nın öz kuluyuz,
Beşbin yıllık bir orduyuz,
Turan yurdu durağımız!

Ak ordumuz sola gitti,
Üç hakanlık tesis etti,
Med, Sümer-Akad, Hit'ti
Bu üç şanlı oymağımız!

Birincisi Azerbaycan,
İkincisi Geldanistan,
Üçüncüsü Arz-ı Ken'an,
Fışkırdı üç kaynağımız!

Gök ordumuz sağa vardı,
Çin'i baştan başa sardı:
Hiyong-no'lar bu Hanlar'dı;
Sed olmadı tutağımız!

Kara ordu gitti İskit
Ülkesinde yaptı bir çit;
Attila ol, Şalon'a git,
Sözü oldu adağımız!

Kızıl ordu dağlar aştı;
Efganlar'la çok savaştı;
Bir alayı Hind'e taştı:
Sind oldu bir ırmağımız!

Sarı ordu tekin durdu:
Şehir yaptı, çiftlik kurdu.
Uygurlar'ın bu iç yurdu
Kaldı ana toprağımız!

Yüce Tanrı, Oğuz Han'ı
Göndererek Türk Hakanı,
Birleştirdi beş Turan'ı...
Doğdu güneş sancağımız!

Oğuz Han'dan sonra Hanlar
Kazandılar yüce şanlar,
Bilinmek için bu hoş anlar
Şehname'dir sorağımız

Yıllar geçti: Bir an geldi,
Türk tahtına İlhan geldi;
Sağdan, soldan düşman geldi,
Kurulmuştu tuzağımız!

Verilmedi bir dem soluk,
Kanlar aktı oluk oluk;
Öldü bütün çocuk-çoluk,
Han, bey, çeri, uşağımız!

Yalnız Nüküz ile Kayan
İki kızı alıp yayan
Bir sarp dağa attılar can,
Bunlar oldu kaçağımız!

Dağdan dağa hep gizlice
Yürüdüler beş-on gece,
Bir tan vakti gayet ince
Bir iz oldu uğrağımız!

Bu iz, yolu çok uzattı;
Sonra alageyik çattı,
Bir dik yardan bizi attı;
Kanadı her bucağımız!

Bir de baktık: Yeşil bir bağ!
Her tarafı bir yüce dağ!
Geniş, fakat sıkı bir ağ!
Dedik, ne hoş bu ağımız!

Alageyik çayır yerdi,
Yavrusunu emzirirdi,
Bizi gördü meme verdi...
Oldu ana kucağımız!

Dört yüz sene burada kaldık,
Geyik arttı, biz çoğaldık;
Çıkamadık; işe daldık,
Pek şenlendi konağımız!

Elma, erik çoktu, yedik,
Demir bulduk, örs işledik,
"Bir gizli yol bulsak!" dedik:
Dağ delerdi bıçağımız!

Kurt'tan hali iken bu yurt
Birgün peyda oldu bir kurt,
Bir geyiğe attı avurt,
Gördü çoban yamağımız!

Kurt bir delik buldu, gitti;
Bir demirci takip etti;
Ocak yaktı, taş eritti;
Açıldı yol kapağımız!

Büyük sevinç, büyük müjde!
Bayram yaptık kentte, köyde:
Torun, oğul, baba, dede,
Büyüğümüz, ufağımız!

Demirciye BOZKURT dendi;
Han tanıldı, taç giyindi;
Yoldan önce kendi indi:
Sağ elinde BAYRAĞIMIZ!

Börteçine kurdun adı,
Ergenekon yurdun adı,
Dört yüz sene durdun, hadi,
Çık, ey yüz bin mızrağımız!


Oldu sana Kaf bu eşik,
Tarih kaldı delik deşik;
Artık yeter, bu taş beşik
Oldu körpe yatağımız!

Uzaklarda boş ülkeler,
Issız yurtlar seni bekler!
İşte Kıpçak, İşte Kaşgar!
Tâ karşıda gök dağımız!

Tarhandağı gözler seni,
Tanrı, orada sözler seni,
Dört asırdır özler seni
Tukin dağda otağımız!

TURAN eski toprak bize,
Hind, bir altun konak bize,
Çin köşkleri kışlak bize,
Tuna boyu yaylağımız!

Yunus gibi çıktık: Hut'tan!
Büyük yurda küçük yurttan
Geyik girdik, doğduk kurttan;
Kılıç oldu orağımız!

Sart'lık gitti, Uygur'landık;
Soyumuzla gururlandık,
Şamanlarla uğurlandık,
Pirler oldu yardağımız!

İlk yayıldık: Beşbalığ'a!
Karakurum, Elmalığ'a!
Çin başladı zorbalığa,
Ezdi onu tokmağımız!

Sağa sola gitti ordu;
Hind'e, Rum'a bir baş vurdu;
Altun yurtta düzen kurdu
Yine eski yasağımız!

Alplerimiz girdi harbe,
Düşmanlara attı darbe,
Şimal, cenup, şarka, garbe,
Akın etti kısrağımız!

Türk ayağı hangi yurda,
Basmışsa baş eğdi Kurd'a!
Gökhan orda, Akhan burda,
Dedik gitti ayağımız!

Tumen, Çin'e akın etti,
Efrasiyab, Rum'a gitti,
Tomris adı göğe yetti,
Husrev oldu tutsağımız!

Teleler'i, Aktürkman'ı
Toplamıştı Soğd'un Hanı;
Çapul etti Eşkaniyan'ı
Sevinç adlı soğdağımız!

İlhan Mokan, Bilge Kağan,
Gaznevi'den Mahmud Sultan,
Selçuklar'dan Alparslan Han,
Birer şanlı koçağımız!

Askerliği gördü tatsız,
Harzem Şah'ı oldu Atsız,
Bu gün hakan, dün bir adsız,
Böyle kayar kızağımız!

Tonguz, Çin'e hakan oldu,
Hıtay Türk'ü uryan oldu,
İlk düşünen Gûr Han oldu:
Birleşmeli ocağımız!

Cengiz bunu tasarladı,
Dört bucağa ılgarladı,
Türk soyunu toparladı,
Turan oldu öz bağımız!

Oğuz Han'dan beri mühmel
Kalmış idi Büyük emel,
Yüce dilek uzattı el.
Ele geçti arağımız!

Gökten yüce yıldızımız,
Bir devr açtı her hızımız,
Attila bir Kırgızımız,
Temurleng bir Kazağımız!

Fatih aldı İstanbul'u,
Babür, Hind'e eğdi yolu,
Nadir sarstı sağı, solu,
Oldu bir son taslağımız!

Bundan sonra talih döndü,
Yıldızımız yine söndü,
Karşımızda Rus göründü...
Kesildi yurt ortağımız!

Kırım,Kazan heder oldu,
Tuna Kafkas beter oldu,
Türkistan'da neler oldu,
İşitmedi kulağımız!

Yurd girince yad eline,
Ergenekon oldu yine,
Çıkmaz mı bir Börteçine?
Nurlanmaz mı çerağımız?

Ziya GÖKALP
Yukarı          
 
Gönderen:
Hasan Tasdemir

Yer:
32 Isparta

Tarih:
08 Temmuz 2008, Salı
16:46

Alıntı Yap: Hasan Tasdemir

Sayin GYY uzun süredir yayinlayacaginizi duyurdunuz Atatürk´ün Nutku ne oldu yoksa Tayyip ona dami yasak koydu yayinlada site ziyaretcileri faydalansin.
Belki kiyida kösede bir kac kisi kalmistir Atamizin eserini okumak isteyen...

Yukarı          
 
Gönderen:
Hasan Tasdemir

Yer:
32 Isparta

Tarih:
08 Temmuz 2008, Salı
16:44

Alıntı Yap: Hasan Tasdemir

Mesaj Sahibi: Yüksel GÖKTÜRK
Hasan Bey,

Bedrettin Cömert cinayetine kısaca ülkücü katiller ya da Ergenekon desene.



Ergenekon o zaman zannediyoru ki yoktu ama öteki katiller her zaman vardi hala da varlar.

Gerisini aciklamaya gerek varmi.
Hrand Dink´in katilleri dünkü durusmada ustasina selam yollamis.

Uzun söze gerek yok.
Yukarı          
 
Gönderen:
Yüksel GÖKTÜRK

Yer:
32 Isparta

Tarih:
08 Temmuz 2008, Salı
16:20

Alıntı Yap: Yüksel GÖKTÜRK

Hasan Bey,

Bedrettin Cömert cinayetine kısaca ülkücü katiller ya da Ergenekon desene.
Yukarı          
 
Gönderen:
Hasan Tasdemir

Yer:
32 Isparta

Tarih:
07 Temmuz 2008, Pazartesi
23:28

Alıntı Yap: Hasan Tasdemir

Bedrettin Cömert Cinayeti

11 Temmuz 1978 Salı günü. Sabah saat 08:45'de Ankara Gaziosmanpaşa, Karagöz Sokak’daki evinden çıkan Cömert mavi renkli Volkswagen arabasına doğru yürüdü. İki adım arkasından İtalyan asıllı karısı Maria onu takip ediyordu. Arabalarına binip motoru çalıştırdılar.

Yolun ilerisinde kırmızı renkli bir Simca'da 3 kişi bekliyordu. Cömert çiftinin arabası hareket edince kırmızı Simca da hareket etti. Volkswagen'in yolunu kesen Simca’dan iki kişi dışarı çıkıp araca ateş açtılar. Çapraz ateş sonucu Cömert olay yerinde öldü. Karısı Maria ağır yaralandı.

"Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Başkanlığını" üstlenmiş olan Cömert, kısa bir süre önce Hacettepe Üniversitesi’nde çıkan olayları araştıran komisyonun başkanlığı üstlenmişti. Bu nedenle de ölüm tehditleri alıyordu.

30 Mart 1979'da Avrupa Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu'nun eski başkanı Lokman Kondakçı, İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş'e "Bedrettin Cömert olayında emri, dönemin ÜGD Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun verdiğini, onun üzerinde de Ramiz Ongun'un yer aldığını" söyledi.

Yaklaşık aynı tarihlerde Cömert cinayeti’ni araştıran Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, cinayetin azmettiricisi sıfatıyla Abdullah Çatlı hakkında tutuklama kararı çıkardı.

Cömert’e ateş eden silahların Ankara'da pek çok cinayette kullanıldığı anlaşıldı. Polis, 3 saldırganı belirledi: Rıfat Yıldırım, Üzeyir Bayraklı ve "Ahmet" kod adlı bir ülkücü.

İlk ikisi, başka bir cinayetten aranmaktaydılar ve Almanya'ya kaçmışlardı. Artık bulunamazlar sanılırken 1985'te Almanya'da 1,5 kilo eroinle yakalanıp uyuşturucu kaçakçılığından tutuklandılar. Ama idamla yargılanacakları için Türkiye'ye iade edilmeyip serbest bırakıldılar.

Rıfat Yıldırım'ın Frankfurt'ta açtığı gece kulübü Skala, Çakıcı dahil Türk mafyasının buluşma yeri haline geldi. 2002'de Türkiye'ye iade edildi. Cömert davasında "delil yetersizliği"nden beraat etti. Üzeyir Bayraklı 1992'de öldürüldü. Cenazesine katılanlar arasında Abdullah Çatlı ve Muhsin Yazıcıoğlu da bulunuyordu.
Yukarı          
 
Gönderen:
Hasan Tasdemir

Yer:
32 Isparta

Tarih:
07 Temmuz 2008, Pazartesi
19:43

Alıntı Yap: Hasan Tasdemir

Mesaj Sahibi: Yüksel GÖKTÜRK
Hasan Bey,

Siteye yazanlar siyasetten sıkılmışlar sen fıkra yazıyorum diye yine politikacıları işlemişsin.

Biraz da Isparta'dan yazsan. Ne de olsa sitenin köşe yazarıydın. Engin bilgin vardır.

Al sana konu otobüs duraklarından bakınca görülmeyen saat kulemiz bile olacak yakında.


Siyaset yapma fikraya kiz ne olacak bu memleketin hali?
Ben bütün hemserilerimi siyasete katilmaya davet ediyorum.
LÜTFEN KAFALARINIZI BIRAZ DIZI FILMLERDEN KALDIRIN DA MEMLEKETIN HALINI GÖRÜN.
Yoksa film bitip kafanizi kaldirdiginiztda her sey bitmis olabilir.
Yüksek GYY ni benim Türkcemin kötü oldugu gerekcesi ile ve köse yazi yayinlari zamanini aldigi icin kaldirdi.
Cocukken yurt disina ciktim ve iyi bir Türkce egitimi alamadik.
Ne demis Kiro Ibo. " Oxfort vardi da gitmedik mi.?
Duraktan görünmeyen Saat kulesinden bahsediyorsun. Görmeye ne gerek var. Artik herkesin elinde cep telefonu var onun saatine baksinlar. Saat kuleside fotograf motifi olsun.
Biliyorsun yakinda bizim baskanin yönetimi bitecek gibi sebebini biliyorsun.
Kafasina Türban takip baskanlik yapmaya kalkmis. Hic Erkek adam Türban takar mi takmaz ama bunlar taktilar kafayi 1 kere türbana.
Yakinda alacaklar cevabi.







Yukarı          
 
Gönderen:
Hasan Tasdemir

Yer:
32 Isparta

Tarih:
07 Temmuz 2008, Pazartesi
14:57

Alıntı Yap: Hasan Tasdemir

Acı kaybımız
> 3 ay önce ailemize katılan, Necmi ismini verdiğimiz kaplumbağamız dün
> vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesine gömdük.
> Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip Necmi'yi aldığımız
> dükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda ''Abi onlar
> kış uykusuna yatar'' cevabını almış bulunmaktayız, hepimizin başı
> sağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.

> Annemin Maceraları
> Shrek'in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el ele
> tutuşmuş Shrek ve Fiona'yı gören annem, 'Bunlar Süleyman ve Nazmiye
> Demirel çifti mi?' diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.
>
>
> Alfabe
> Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışı
> istiyorum. Daha ikinci gün: 'Örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeye
> mi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi?' deme
> cesaretini gösterdiği için.
>
>
> Annem!
> 'Bu taraf bitti.' diye CD'yi arkasına çeviren ve sonra da 'CD çalar
> çalışmıyor!' diye feryat eden anneme alkış az geliyor!
>
>
> Modem
> Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem 'Bu ne?'
> diye sordu. Ben de kolay anlasın diye 'Hani benim bilgisayarım var ya
> onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu
> zorunlu.' diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni; 'Yani
> modem bu' dedi ve konu kapandı...
>
>
> Yaz Okulu
> Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite
> öğrencisine gelsin. Bu yaratıcılığa şapka çıkartılır.
>
>
> Beyin göçü
> Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim
> midibüsünde ya nındaki arkadaşına dert yanmaktadır.. ''Şekerim dördüncü
> kez girdim ÖSS'ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika'ya o
> olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeaa!'' Sen git, masrafları ben karşılıyorum.
>
>
>
> Alman yazar
> Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa
> dönüp 'Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır' diyen hocaya,
> 'Niye, kağıt bulamamış mı?' cevabını veren arkadaşa gönderelim.
>
>
>
> Düz mantık
> Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında ''Bu ev kiralıktır'' yazılı
> bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka
> evin camında ''Bu da'' yazısını görürseniz bilin ki Trabzon'dasınız.
>
>
>
> İngilizce yazılısı
> Bir alkış da ingilizce sınavında 'Nice .........' şeklindeki boşluğu
> 'Nice mutlu yıllara!' şeklinde dolduran, dahi mi aptal mı olduğunu henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.
>
>
> Hügo'lar Beşledi
> Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli olarak okurken V. Hugo'ya 'Beşinci Hugo' diyen arkadaşımıza gelsin.
>
>
> Ne zaman?
> Kardeşim karne almıştı. Fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, babamla
> beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu; 'Sakın çocuğun moralini
> bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin.' Uyarılar özellikle babama
> yönelikti; 'Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma.' Babam daha
> fazla dayanamadı ve sordu; 'Karne için ne zaman özür dileyeceğiz?'
>
>
> Havale
> Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki
> gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor:
> 'Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?' Teyzem cevap veriyor:
> 'Bu paranın hayrını görme İnşallah yazalım.'
>
>
>
> Lamba
> Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta
> geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons: 'Bacım o geçtiğin gece lambası değildi, çek sağa.'
>
>
>
> Hacim nedir?
> Öğretmen bir arkadaşımdan naklen:
5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2.
> sorusu: 'Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız.' Öğrencimizden gelen cevap: 'Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?'
>
Asabi Polis
> Hareketli bir Bağdat Caddesi akşamında, polis abilerimiz rutin olduğu
> üzere devriye gezmektedir. Işıklarda müşteri bekleyen taksiye
> yaklaşılır ve; ''Ticari, bekleme yapma, devam et.'' anonsu yapılır.
> Camdan eliyle '1 saniye' işareti yapan taksiciye, ikinci ve çok
> manidar anons gelir ardından; ''Ticari, benne pölümüye girme! Devam et dedik!''
>
>
> Neden olmasın
> 5 yaşındaki yeğenime babası soruyor: 'Büyüyünce ne olacaksın kızım?'
> 'Asena olacağım babacım; sen ne olacaksın?' Babası gayet sakin cevap veriyor: 'Katil'
İkisine de meslek hayatlarında başarılar.
Yukarı          
 
Gönderen:
Yüksel GÖKTÜRK

Yer:
32 Isparta

Tarih:
07 Temmuz 2008, Pazartesi
02:03

Alıntı Yap: Yüksel GÖKTÜRK

Hasan Bey,

Siteye yazanlar siyasetten sıkılmışlar sen fıkra yazıyorum diye yine politikacıları işlemişsin.

Biraz da Isparta'dan yazsan. Ne de olsa sitenin köşe yazarıydın. Engin bilgin vardır.

Al sana konu otobüs duraklarından bakınca görülmeyen saat kulemiz bile olacak yakında.
Yukarı          
 
Gönderen:
Hasan Tasdemir

Yer:
32 Isparta

Tarih:
06 Temmuz 2008, Pazar
22:53

Alıntı Yap: Hasan Tasdemir

AZRAİL

Politikacıların toplandığı bir uçakta,uçus esnasında Azrail gelir kaptan pilota der ki ; "Hadi vakit tamam gidiyoruz." Kaptan cevaplar ; "Aman. Olay benim için tamam da, arkada 287 kisi var.İzin ver, bu işi inişten sonra halledelim." Azrail cevaplar ; "Sen neden bahsediyorsun! Ben onların hepsini arkada toplayana kadar senelerimi harcadım."
Yukarı          
 
Gönderen:
Davraz

Yer:
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Tarih:
06 Temmuz 2008, Pazar
12:07

Alıntı Yap: Davraz

Bu arada ben hoşgörünüze sığınarak yazımın bir eksikliğini gidermek istiyorum. Amacım asla kimseyi incitmek değildi.Burası benim sık sık girip izlediğim bir yer. Burası sizlerle güzel. Her zaman yazılarınızı zevkle izlerim. Son olarak şunuda eklemek isterim. Yönetmenimizin belirttiği gibi Aşağılamaların (hakaret) bile engellenmemesini yanlış buluyorum. Bu benim fikrim. Saygılar sevgiler. Her şey gönlünüzce olur inşallah.
Yukarı          
 

Toplam Kayıt Sayısı: 450 Toplam Sayfa Sayısı: 23
1. 2. 3. 4. 5. . . . 21. 22. 23. [»] [»»] 
© 1999 - 2008 Isparta'ya Ayrımlı Bir Bakış
MyDesign Ziyaretçi Defteri v1.7